logo

5 Nisan 2018

Havza Palanlama ve Proje Eğitimi Notları

Yedinci Havza Planlama ve Proje Eğitimi Notları


ÇEM Genel Müdürlüğü’nce yapılan Havza Planlama ve Proje Eğitimi, akademisyenler, paydaş kurum ve kuruluş temsilcilerinin katılımı ile Elazığ’da 28 Mart 2018 tarihinde Elazığ Orman Bölge Müdürlüğümüz ev sahipliğinde başladı.

Programın açılış konuşmalarını sırasıyla Havza Planlama Ve Arazi Islahı Daire Başkanı Kürşat Yıldırım, “Bizim için zamanlarını ayırıp gelen çok özel ve çok kıymetli hocalarımız, kıymetli kurum temsilcileri özelikle bu eğitimi ÇEM ve Orman Genel Müdürlüklerimizle beraber yapmanın heyecanı içindeyim.” Dedi. Sayın Yıldırım konuşmalarını, arazilerin ıslahı için havza plan projeleriyle ormancılık hizmeti vermenin öneminden bahsederek konuşmalarını sonlandırdı.
UNCCD Kuzey Akdeniz Bölgesel Koordinasyon Merkezi Koordinatörü Erdoğan Özevren, konuşmalarında bölgesel koordinasyon merkezinin açılış hikayesi ve çölleşmeyle mücadele çalışmalarının raporlanmasında Türkiye’nin önemli başarısını anlattı.
Elazığ Orman Bölge Müdürümüz Ziya Polat, Bölge Müdürlüğümüz ev sahipliğinde tertip edilmesinde emeği geçenlere teşekkürlerini sunarak. “Murat Havzası Rehabilitasyon Projesi kapsamında 2013’den beri bölge müdürlüğümüzün entegre havza rehabilitasyon projeleri uygulamaya aldığını ve bu kapsamda 25 mikro havza planının yapılıp uygulamaya geçildiğini ifade etmek istiyorum.” Dedi. Sayın Bölge Müdürümüz Ziya Polat konuşmalarını Elazığ ili hakkında kısaca bilgi verdikten sonra Eşrefi Mahlukat olan insana havza bazlı hizmet sunmanın öneminden bahsederek ormancılık hizmetleri konusunda bölge müdürlüğümüz olarak önemli mesafeler kat ettiğini ifade etti. Sayın Polat; “Sayın Cumhurbaşkanımızın dediği gibi Vijdanların çölleştiği bir dünyada arazilerin çölleşmesini engellemek imkansızdır” sözünü yineleyerek konuşmalarını sonlandırdı.
Eskişehir Orman Bölge Müdürü Recep Temel, Yukarı Havza Havzası Arazi Tahribatının Dengelenmesi Projesi kapsamında yapılacak entegre havza rehabilitasyon projeleri için ekibimle geldim. Buradaki bölge müdürlüğünün bilgi ve tecrübelerinden istifade etme imkânı bulacağız.” Dedi.
Toprak Muhafaza Ve Havza Islahı Daire Başkanı Fahrettin Ay, öncelikle Orman Genel Müdürünün saygı ve selamlarını arz ederek havza planlama projelerinde Fayda Maliyet ile GZFT analizlerinin iyi yapılması ve kurumlar arazı eşgüdümün öneminden bahsettiler. Konuşmalarında; “Bilindiği gibi 645 sayılı kararnameyle sadece orman alanlarında değil artık tüm arazilerde arazi tahribatının dengelenmesi hedeflerinin gerçekleştirilmesinde ve havza bazlı çalışmalarında ele alabilmemizin önü açılmıştır. Diğer yandan yöredeki insanlardan muvafakat alınarak birçok arazide çalışabileceğimizi dile getirmek istiyorum.” Dedi.

Ağaçlandırma Daire Başkanı İbrahim Yüzer, “Her eğitimde mesafe aldığımızı görmenin heyecanını sizinle paylaşmak istiyorum. Katılımcı profiline baktığımızda 11 Orman Bölge Müdürlüğünden önemli uygulayıcıların katıldığını görüyorum. Ülkemizde çalışma alanı olarak marjinal alanların kaldığını belirtmek istiyor ve havza bazlı projeleri uygulanmasının çok önemi olduğunu ifade etmek istiyorum” diye konuşmalarını tamamladı.
Çölleşme Ve Erozyonla Mücadele Genel Müdürü Mehmet Mustafa Gözükara, açılış konuşmaları yaptılar. Açılış konuşmasında Genel Müdürümüz kurum olarak çölleşmeyle mücadele ve arazi tahribatının dengelenmesinde kat edilen mesafe hakkında bilgiler verdi.
Konuşmasına “Hazırlanan havza plan ve projeleri Orman ve Su İşleri Bakanlığı birimleri, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ilgili birimleri ve Yerel Yönetimlerle uygula imkanı bulmaktadır” dedikten sonra konuşmalarına şu şekilde devam etmiştir; “Üçüncü kuşak Havza Rehabilitasyon Projelerinde doğal kaynakların korunması ve geliştirilmesinin yanı sıra su kaynaklarına olan ihtiyacın artması nedeni ile entegre su yönetimi de projelere ilave edilmiş ve izleme ve değerlendirmenin önemi kavranmıştır. Bir işin yolunda gidip gitmediğini söyleyen bir nevi uyarı sistemi olan İzleme Ve Değerlendirme sistemi önem verilmesi gereken diğer bir konudur. İzleme, karar vericileri kritik noktalar ve sorunlarla ilgili olarak zamanında uyarır, Acil çözüm gerektiren problemleri, doğru zamanda müdahale edebilme imkânı sağlar. İzleme ile ‘Uygulamalar doğru yapılıyor mu?’ ve Değerlendirme de ise ‘Doğru uygulamalar yapılıyor mu?’ sorusunda cevap aranır. İzleme ve değerlendirme ile uygulamaların başarılı olup olmadığı, proje öncesi havzadaki başlangıç bilgilerinin tespiti ile ortaya çıkmaktadır. Ancak, proje uygulamaları ile ortaya çıkan ve havzadaki gerçek değerlere dayanan değişimlerin, bir İzleme ve değerlendirme sisteminin bir veri tabanında toplanması da gerekmektedir. Bu konuda projelerimizi hayata geçirdik. Genel Müdürlük olarak AraziMobile adında bir yazılımı yapıldı. Toprak Bilgi Sistemini kurduk Laboratuvar kaydı sistemi ile bağlantısı yapıldı. Yapılacak tüm projelerin bilgileri otomatik olarak bu sisteme girebilecek ve oluşturulan toprak veri tabanından istenilen bilgiler alınabilecek ve çalışmalarda kullanılabilecektir. Özellikle Orman Bölge Müdürlüklerimizden Etüt Projecilerin ve ihale ile yaptırılan projelerde yüklenicilerin bu sistemi kullanmaları önem arz etmektedir.” Dedi.

“Genel Müdürlüğümüz projelerin hazırlanmasında, ulusal-uluslararası eğitim ve izleme/değerlendirme sistemlerinde oldukça mesafe kat etmiştir.” Diyerek uygulayıcı kurumlara teşekkürlerini iletmiştir.
Sayın Genel Müdürümüz konuşmalarını şu şekilde tamamlamıştır; “Bakanımız Sayın Prof.Dr.Veysel EROĞLU göreve geldiğinde sadece orman alanlarında değil, tüm vatan sathında ormancılık çalışmalarının yapılacağını talimatlandırmıştır. Bu minvalde, membaından mansabına yukarıdan aşağı tüm arazileri ihya etme gayesiyle havza bazlı her türlü arazide Entegre Rehabilitasyon Projelerinin uygulanmasının önemini bu vesileyle tekrar vurgulamak istiyorum.” Dedi.

Havza Planlama ve Proje Eğitimi teorik ve arazi çalışmaları olarak 2 kısma ayrılmaktadır. Teorik kısımda havza planlama hakkında teorik bilgilerden sonra eğitimin arazi çalışmaları kısmında; Murat Nehri Havzası Rehabilitasyon Projesi (MHRP) izleme ve değerlendirme ile gelir getirici ve refah arttırıcı faaliyetlerin iyi uygulama örnekleri (Sarıkamış ve Gezin Mikrohavza Projeleri) yerinde incelenecektir.

Sunumların olduğu teorik kısımda sırasıyla konuşmacılar 2 gün boyunca bilgi ve tecrübelerini aktardılar. Havza Entegre Rehabilitasyon Projeleri konulu sunumunda Şube Müdürü Selim ŞAHİN; havza konusunda çeşitli tanımlardan ve havza rehabilitasyon projelerinin yasal dayanaklarını anlattılar. Sunumunda daha önce hazırlanan ve uygulanan projelerdeki koordinasyon ve katılımcılık çalışmalarını yansıttılar.
Havzalara Farklı Bakış konulu sunumunda Prof. Dr. Tuncay NEYİŞÇİ; “Ekoloji konusunu ele alan ormancı meslektaşlarımızın ekoloji terimi bünyesinde entegre ve koordinasyon anlamlarının olduğunu unutmamalıdırlar.” dedi.
Projelerde Uluslarası Süreçler konulu sunumunda UNCCD Akdeniz Bölge Ofisi Koordinatörü Erdoğan ÖZEVREN, havza rehabilitasyon projelerine fon sağlayan kuruluşları ve Yukarı Sakarya Havzası ATD Projesi’nin GEF 6 kapsamında yazılması aşaması hakkında tecrübelerini paylaştı.
Havza Entegre Rehabilitasyon Projelerinde Fayda - Maliyet Değerlendirme İmkânları konulu sunumunda Emekli Orman Yüksek Mühendisi Muzaffer DOĞRU; Havza Rehabilitasyon Projelerinde fayda maliyet analizi yöntemleri hakkında bilgi verdi.
Havza Entegre Rehabilitasyon Projelerinde Sosyo-Ekonomik Analiz konulu sunumunda Prof. Dr. Sezgin ÖZDEN; kalkınma ve büyümenin farklı olduğunu hane başı gelirin kalkınmışlık seviyesini göstermediğini ifade ettiler. Konuşmalarını kalkınma seviyesinin İnsani Kalkınma Endeksi (HDİ), GSYİH ve sosyo Ekonomik Analiz Göstergeleri (SEGE) gibi verilerle ölçülebildiğini ifade ettiler.
Örnek Uygulama: MNHRP (Elazığ-Bingöl-Muş)     konulu sunumunda Elazığ Orman Bölge Müdürü Ziya POLAT; proje gidişatı hakkında ayrıntılı bilgi vermiştir. Konuşmasında; “Murat Nehri Havzası Rehabilitasyon Projesi Doğu Anadolu’da Fırat Nehrinin iki ana kolundan biri olan Murat Nehri boyunca Elazığ, Bingöl ve Muş illerini kapsamaktadır. Proje; sürdürülebilir bir doğal kaynak yönetimi için devletin ilgili birimleri ile yerel halkın katılımını sağlayan katılımcı bir projedir. Bakanlığımız, BM Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu ve DAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı ile yürütülecek 7 yıllık (2013-2019) bir projedir. Tabii Kaynakların İyileştirilmesine Yönelik Yatırımlar kapsamında çalışma yapılan 25 mikrohavzada; bugüne kadar 20.975 hektar ağaçlandırma, erozyon kontrolü, rehabilitasyon ve mera ıslahı çalışması yapılmış olup yaklaşık 16 milyon fidan toprakla buluşturulmuştur. Hayat Şartlarının İyileştirilmesine Yönelik Yatırımlar kapsamında çalışılan 25 mikrohavzada, 2013 yılı sonundan bugüne kadar 182 köyde, 14.416 haneye ve 79.541 kişiye ulaşılmıştır.
Yetişme Muhiti Şartlarının Değerlendirilmesi konulu sunumunda Etüt Proje Daire Başkanı Beytullah FİDAN, toprağın asidik, bazik veya magmatik oluşuna bakmalıyız. Toprak oluşum zamanları hakkında önemli bilgiler veren çağlara dikkat etmeliyiz. Örneğin jeolojik olarak 3. zamanda meydana gelen Bor Linyit ve Petrol arazilerinin ve 4. zamanda meydana gelen denizlerimiz ve kıyılarımızın yeni oluştuğunu dile getirebiliriz. Yani bu bölgelerde yer yer oluşum ve değişimler devam etmektedir.” dedi.
Örnek uygulama: Denizli Çameli Karanfilli konulu sunumunda Denizli Orman Bölge Müdür Yardımcısı Erol Pehlivan bölgemizde yaşanan bir sel felaketiyle başlayan havza rehabilitasyon projemizi ele almaya başladık. Çameli Orman İşletme Müdürü Hakan Uysal’da projelerin hazırlanmasında ve uygulanmasında katkılarını esirgemeyen bölge müdürüm ve ÇEM Genel Müdürlüğüne teşekkür ediyorum diye sunuma katkıda bulundular. Kütahya Orman Bölge Müdür Yardımcısı Hakan Orhan yeni hazırlanacak entegre havza rehabilitasyon projesi için heyecanlarını ifade ettiler.
Dış Kaynaklı Projelerde Yönetim konulu sunumunda Proje Yönetici Yardımcısı Yahya Acıkmaz; “ MHRP’nin uzmanları, işletme şefleri, ATM şefleri, fidanlık şefleri, muavinleri, müdürleri, şube müdürleri, bölge müdürleri, daire başkanlıkları, genel müdür yardımcıları, genel müdürümüz ve aynı şekilde diğer kurumların ilgili tüm temsilcilerinin eşgüdümü içinde devam etmektedir. Her bir kurum yetkilisinin projeyi sahiplenmesiyle önemli mesafeler kat edilebilmektedir.” dedi.
HERP'lerinde Karşılaşılan Sorunlar konulu sunumunda Salih DEMİREL; projelerin hazırlanması, uygulanması ve izleme değerlendirme aşamalarında karşılaşılan sorunlarda bilgi ve tecrübelerini aktardılar. Yıllık ormancılık programlarıyla havza bazlı projelerin programlarının eş güdüm içinde olması gerektiğini ifade ederek; “Hayvancılıkla uğraşan köylerin köye yakın yerlerde büyük çaplı ormancılık çalışması yapılmasını istememektedir. 2B çalışması yapılmadığından vatandaş tarımsal teras istememektedir. OGM ve ÇEM’in mutabakata aldığı 19. 12. 2017 tarihli işbirliği ve bunun talimatlandırılması uygulayıcıları rahatlatmıştır.” dedi. Sunumlarını Artvin Bayburt Erzurum illerinde uygulanmakta olan Çoruh Nehri Havzası Rehabilitasyon Projesi tanıtımını yapılıp proje gidişatı hakkında bilgiler vermiştir.
SAY-İDT uygulamaları konulu sunumunda FAO- SAY Projesi Ulusal Koordinatörü Dr. Fatma Güngör; dış kaynak ta kullanılan projelerin diğer farklı faydalarından biride yapılan iyi uygulamaların tüm dünyaya raporlanabilmesidir. Biz uluslararası fonlardan hem faydalanıcı ve bu fonlara katkımız dolayısıyla taahhüt edici(donör) konumdayız.
MNHRP İ/D uygulamaları konulu sunumunda Uzman Serpil ACARTÜRK; hedeflenen proje çıktılarındaki son durum hakkında bilgiler verdiği sunumunda; “Faaliyet maliyet izlenmesi ile (UA ile bitki örtüsü, sosyo ekonomik durum ve erozyon durumu ile) proje etkisin izlenmesi yapılabilmektedir.” dedi.
Havza İzleme ve Değerlendirme Faaliyetleri ve HİDS-POS konulu sunumunda Orman Mühendisi Mesut YILMAZ; genel müdürlüğümüzün izleme projelerini anlattığı sunumunda Arazi Mobil ve Toprak Bilgi Sistemi’nin uygulayıcılara sunacağı hizmetlerden bahsetti.
Eğitim açılış konuşmaları ve teorik sunumların yapılmasından sonra arazi programıyla devam etti. Arazi programı Murat Nehri Havzası Rehabilitasyon Projesi (MHRP) izleme ve değerlendirme ile gelir getirici ve refah arttırıcı faaliyetlerin iyi uygulama örnekleri Sarıkamış köyü ve Gezin Beldesindeki Mikrohavza Projeleri yerinde incelendi.


Havza Plan ve Proje Eğitimi kapsamında; Elazığ ili Büyükçay mikrohavzası Sarıkamış köyü ziyaret edildi. Ziyaret kapsamında açıklamalarda bulunan Orman Bölge Müdürü Ziya Polat; “Değerli katılımcılar MHRP kapsamında sadece bu köyde 395,90 ha erozyon kontrolü, 1 adet sıvat, 1 adet hayvan gölgeliği, 868 da buğday arpa verimini iyileştirme, 201 da yem bitkisi üretimi, 17 adet hayvan barınaklarının iyileştirilmesi, 4 adet ağıl yapımı, 210 da bağ terbiye sistemi, 61 da ceviz bahçesi kurulumu, 13 adet sera, 2 adet sulama havuzu, 165 da tarla içi damlama sulama tesisi, 2 adet köy çeşmesi, 32 adet güneş enerjisi, 47 adet hane izolasyonu, 138 adet kuzine soba, 1 adet ekmek fırını ve 1KW güneş enerjisi elektrik üretimi tesis edilmiştir.” dedi. Çölleşme ve Erozyonla Mücadele Genel Müdürlüğünün proje kapsamında kurduğu izleme ve değerlendirme sistemiyle tüm mikrohavzaların öncesi sonrası ele alındığını ifade etti.

Son olarak “Elazığ Uluslararası Erozyon Ve Sel Kontrolü Model Eğitim Ve Uygulama Proje Alanı” hakkında tanıtım yapıldı. Elazığ İli, Maden İlçesi Gezin Beldesinde Hazar Gölü kıyısına yakın bir bölgededir ve Gezin fidanlığına 13 km mesafededir. Proje sahası 30 ha’lık alanı kapsamaktadır. Çalışılacak alanlarda eski ve yeni yamaç ve oyuntu ıslahı çalışmaları yapılmıştır. Yamaç Islahı Tesisleri (Çalı Demetli Teras, Örme Çit Teras, Geonet Çit Teras, Kafes Tel Çit Teras, Taş Kordon, Ay Teras, Geocell Geonet serme,  Çizgi tesisleri), Oyuntu Islahı Yöntemleri (Harçlı eşik, Miks eşik,  Kutu Gabyon,  Kuruduvar eşik,  Kafes tel eşik, Ahşap eşik, Geonet eşik, Canlı eşik, Geosentetik, çuvallı sedde, Lastik eşik, Çalı takviyeli toprak sedde, Canlı eşik) yapıları görüldü. Şube Müdürü Mahmut Kılıç katılımcılara alanı tanıttı ve “Uygulayıcıların yapılabilecek tesisleri yerinde görmesi için Erozyon ve Sel  Kontrolü tesislerinin standart uyumalarının olduğu erozyon ve sel kontrolü  eğitim ve uygulama alanı oluşturulmuştur.” dedi.

Uzman Serpil Acartürk ve Mahmut Yılmaz rehberliğinde Elazığ ili Büyükçay ve Çapakçur Mikrohavzasında İzleme Sistemi kapsamında tesis edilen; Sediment Ölçüm İstasyonları,  Yüzeysel akış parselleri, Siltasyon Havuzları yerinde görüldü.
Prof. Dr. İbrahim ATALAY ve Prof. Dr. Tuncay NEYİŞÇİ mihmandarlığında devam eden program sertifikaların takdim edilmesiyle tamamlandı. Eğitme 84 kişi katıldı.








30 Ocak 2018

Sürdürülebilir Kurak Alan Orman Yönetiminde Sertifikalandırma Çalıştayı Yapıldı


Sürdürülebilir Arazi Yönetimi ve İklim Dostu Tarım Uygulamaları Projesi kapsamında 26 Ocak 2018 tarihindeSürdürülebilir Kurak Alan Orman Yönetiminden Doğan Fırsatlar; Orman Yönetim Konseyi Çalıştayıgerçekleştirildi. Çölleşme ve Erozyonla Mücadele Genel Müdür Yardımcısı Cafer Orhan ve FAO Orta Asya Alt Bölge Koordinatörü Yuriko Shoji açılış konuşması yaptılar.
FAO Orta Asya Alt Bölge Koordinatörü Yuriko Shoji açılış konuşmasında; “Küresel fayda sağlayan ormanlar ve ağaçlar odun ve odundışı ürünlerle beraber 120 milyar dolarlık pazara sahiptir. Ormanların ekonomik, ekolojik, kültürel ve sosyal faydaları vardır. Fakat bu faydalar Sürdürülebilir Orman Yönetimi ile sağlanabilmektedir.” dedi.
Çölleşme ve Erozyonla Mücadele Genel Müdür Yardımcısı Cafer Orhan yaptığı açılış konuşmasında; “Konya Kapalı Havzasında bu proje ile; bozulmuş orman ve mera alanlarının rehabilitasyonu, iklim dostu tarımsal uygulamaların gerçekleştirilmesi, kapasite geliştirme ve izleme çalışmalarının yürütülmesi ve bunların yanı sıra sürdürülebilir arazi yönetiminin sağlanması için kolaylaştırıcı ortamın oluşturulması gayesiyle çalışmalar yürütüyoruz.”
Proje kapsamında model çalışmalar çeşitli çalışmalar yapıldığını vurgulayan konuşmasında Genel Müdür Yardımcısı Orhan; “Bugün burada bir araya geldiğimiz FSC Sertifikasyonu çalıştay ile;  sürdürülebilir orman yönetimi uygulamaları, orman yönetiminin ve FSC aracılığı ile Orman koruma ve gözetim zincirinin sertifikalandırılması hakkında bilgiler edineceğiz. Şu an itibariyle ülkemizde “normal kapalı” durumdaki yaklaşık 2 milyon 400 bin hektar orman alanı için FSC sertifikası alınmış durumdadır. Fakat boşluklu kapalı ormanlarda FSC sertifikasyonu henüz yapılmamıştır. Bu tip alanlar için de bir FSC Standardı bulunmakta olup, bu Proje kapsamında söz konusu standart ile sertifikasyon yapılması ve bu alanda üretilen bal için ürün standardı alınması kararlaştırılmıştır. Sertifikasyon sürecinin hem ülkemiz açısından bir ilk olması, hem de edineceğimiz tecrübelerin daha sonra benzer şartlara sahip Orta Asya ülkeleri ile paylaşılması bakımından önem arz etmektedir.” dedi.
Çalıştay Fatma Güngör’ün Sürdürülebilir Arazi Yönetimi ve İklim Dostu Tarım Uygulamaları Projesi, Dr Çağlar Başsüllü tarafından Kurak Mıntıka Ormanlarının Sürdürülebilir Yönetimi, Mats Nordberg tarafından Orman Yönetimi Sertifikalandırmasının Etkileri, Mariam Mattila tarafından FSC Sertifikalandırmasının Sunduğu Fırsatlar, Fadime Karagöz tarafından Türkiye’de Sertifikalandırma Süreci, Mustafa Çiftçi tarafından Türkiye’nin Sertifikalandırma Tecrübeleri, Giulia Corradini tarafından Akdenizde FSC Deneyimi, Mustafa Çiftçi tarafından Sertifikalandırma İçin Yol Haritası sunumlarıyla devam etmiştir.
Çalıştayda ormancılıkta sertifikalandırma hakkında bilgi ve tecrübeler paylaşılmış ve proje alanı Konya Kapalı havzasında yapılacak sertifikalandırma çalışmaları hakkında konular görüşülmüştür.
Çalıştaya; Çölleşme ve Erozyonla Mücadele Genel Müdürlüğü uzmanları, FAO Orta Asya Alt Bölge Ofisi Uzmanları, Orman Yönetim Konseyi(FSC) uzmanları, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı temsilcileri, Konya ve Karaman Gıda Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü temsilcileri, Orman Genel Müdürlüğü Konya Orman Bölge Müdürlüğü İşletme Pazarlama ve Odun Dışı Orman Ürünleri Şube Müdürleri, Ereğli ve Karaman Orman İşletme Şefleri, Doğu Akdeniz Ormancılık Araştırma Müdürlüğü temsilcileri gibi kurum temsilcileri ve uzmanlar katılım sağlamıştır.




9 Ocak 2018

KIBRIS ADASI’NIN ORMAN VARLIĞI VE EKONOMİK DEĞERİ

Bu çalışma 2010 yılında Prof Dr. Ahmet Tolunay’ın Yüksek Lisans Öğrencisi Mustafa Çetin tarafından çeviri çalışması olarak hazırlanmıştır. Çalışma tüm Kıbrıs Adası üzerinde yapılmıştır ve yasal bir bağlayıcılığı yoktur.

KIBRIS’IN ORMAN VARLIĞI
Kıbrıs 793100 nüfus ile Sicilya ve Sardunya adalarından sonra en büyük 3. Akdeniz adasıdır. 925100ha alan kaplamaktadır. Bu alanın %41,7’si orman ve doğal vejetasyon alandır. Ayrıca 4 coğrafi bölgeye ayrılır.
1-Troods Bölgesi: adanın batı yakasında kayalık ve kubbe biçiminde dağlardan oluşur. Olympus’da 1951 m’ye kadar ulaşabilmektedir. Ormanlar Troods dağ kütlesini kaplar. Dik eğimler, dar vadiler ile görkemli bir peyzaj oluşturur. Kubbe biçimindeki dağın alt kesimleri sahil seviyesindeki kısımları sert kayalardan oluşan verimsiz alanlardır.
2-Pendadaktylos Bölgesi: adanın kuzeyinde yer alıp genelde kireç dağlardan oluşur. Yükseltisi 1024 m’ye kadar çıkmaktadır. Bu bölgenin bir kısmı Pendadaktylos olarak bilinen parmak biçimindeki dağları barındırır.
3-Messaoria Bölgesi: Troods ve Pendadaktylos dağları arasında kalır. Çok düşük yükseltiye sahiptir ve 180m’yi aşmaz. Troods ve Pendadaktylos dağları arasında gelen nehirle taşınan alüvyonlardan oluşur.
4-Sahil Bölgesi: sahil formundaki vadiler ülkeyi sarmıştır. Büyük bir alana sahiptir.
Kuzeyde; Kyrenia vadisi;
Güneyde; Larnaka ve Limassol vadileri;
Batıda; Pafos ve Chrysochou vadileri
Doğuda; Famagusta Vadisi bulunmaktadır. Topraklar alüvyonlardan oluşmakla beraber tarım için uygun ve verimlidir.
           

            Kıbrıs’ta yoğun Akdeniz İklimi hâkimdir. Yazlar sıcak ve kurak, kışlar yağışlıdır. Merkezi Troods Dağları ve uzun ve dar Pendadaktylos dağ sırası ülkenin meteorolojisinde önemli bir rol oynamaktadır. Yıllık ortalama yağış Merkezi Troods Dağlarının zirvesinde 450m-1100m arasında değişmektedir. Kyrenia bölgesi alanın en kuzey kısmındadır. Kyrenia bölgesinde yağış ortalaması 550mm’dir.
            
ORMAN KAYNAKLARI

Ormanlar ve ağaçlık alanlar 385600ha kaplamaktadır. FAO’nun 1999 vejetasyon hartasına göre ülkenin %41,7’si ni oluşturmaktadır (Pantelas ve Ark. 1999). Ancak FAO’nun 2000 yılı ölçümleri daha önce 280,000 ha eksik orman alanı ölçümü yapıldığını göstermektedir. Bu iki veri arasındaki fark özel ormanların 1999 haritası yapımında gösterilmediği için ortaya çıkmıştır.

Kıbrıs’ta çok az kişi ormancılıkla uğraşmaktadır. Yüksek orandaki kentleşme (%70) ormancılığın ulusal ekonomiye katkısı (%0,03) ve %97 odun ithalatı Kıbrıs ormancılığını yansıtmaktadır. Bununla beraber kentleşme eğilimi kırsal kesimdeki insanların hizmet sektörünün geliştiği büyük şehirlere ve sahil alanlarına göç etmelerini hızlandırmaktadır. Ormanların ekonomik değerlendirme çalışmaları göstermektedir ki ormanların sosyal ve çevresel değeri ağaç ve odun hammaddesi gibi ticari değerinden daha fazladır. Turizm ve eğlendinlen alanının ekonomiye katkısı toplam ekonominin %25ini oluşturmaktadır. Turizm hizmetlerinin orman alanlarında gelişmesi ormanlara pozitif ve negatif etkiler yapmaktadır.

Neredeyse bütün ormanlar doğal veya yarı doğal ormanlardır. Toplam Orman alanının %44,6’sını yüksek ormanlar, %32,6 sını makiler, %22.8sini ise çalılıklar ve daha bodur vejetasyon tipleri oluşturmaktadır.
Daha önce yıllarda yakacak odun üretimi için ağaçlandırılmasına rağmen herhangi bir üretim plantasyonu yoktur. Günümüzde plantasyonlar pazarlama dışı fayda amacıyla kullanılmaktadır. Orman tahribatı genelde otlatma, yangın, madencilik ve tarımsal amaçlı ortaya çıkmaktadır. Son zamanlarda turizm gelişmesiyle beraber doğal vejetasyon zarar görmektedir.

Kıbrıs’ta ormancılık uzun yıllardan beri çok amaçlı kullanıma dayanmaktadır. Antik çağda ormanlar yoğun olarak kullanılmaktadır. Ev ve gemi yapımı için ağaçlar kesilmiştir. Gıda ve yemek ihtiyaçları için kaynak oluşturmuştur. Avrupalı ormancılar tarafından oluşturulan sürdürebilirlik ilkesi 20yy’dan itibaren Kıbrıs’ta uygulanmaya başlamıştır.
Günümüzde ormancılık yönetimi ormanların korunmasına odaklanmıştır. Ormanların korunmasında şunlar önemli noktalardır;
-her türlü ürün ve hizmet sağlama
-odun ve odun dışı orman yönetimi
-peyzaj kalitesi
-kırsal kesim ve köylüler için su kaynaklarının korunması
-koruma yönetimiyle orman kaynakları özellikle kırsal alanlar olmak üzere sosyo-ekonomik gelişme için çok boyutlu fırsatlar sağlamaktadır.

KURUMSAL BAKIŞ
Mülkiyet açısından devlet ormanları toplam alanı %40,6’sını oluşturur, geri kalan %50.4 özel ve ortak orman alanıdır. Devlet ve ortak orman alanlarını Kıbrıs Orman Genel Müdürlüğü tarafından yönetilirken özel ormanlar bu ormanların düzeni ile ilgili herhangi bir kanun olmadığı için yönetim altında değildir. Özel ormanlar genelde 700 ile 1200m arasında değişen tepelik alanlarda bulunmaktadır. Ortalama boyutları 2,1—4.4ha arasında değişmektedir.

Yönetim ve Politikalar olarak; Ormancılığın sorumluluğu Tarım-Doğal kaynaklar ve Çevre Bakanlığı altındaki Kıbrıs Orman Genel Müdürlüğüne aittir.1980’lerden sonra Kıbrıs Orman Genel Müdürlüğünün birçok çalışması ormanları koruma üzerine olmuştur. Son yıllarda Kıbrıs orman yangınlarında Kıbrıs Yangın Tugayı ile ormancılar arasında yakın ilişkiler kurulmaktadır. Ormancılık ve ormancılık faaliyetleri ulusal orman kanuna göre yapılmaktadır. Ormancılıkla ilgili çeşitli stratejiler geliştirilmektedir. Bunların amacı orman şartlarını geliştirme, toprak ve havzayı korumak, biyo çeşitliliği korumak, ekoturizmi geliştirmek ve odun-odun dışı orman ürünlerinde sürdürülebilirliği sağlamaktır.

ORMANLARIN ULUSAL EKONOMİYE KATKISI

Ormanların Kıbrıs ekonomisine katkısı düşüktür. 2001yılında GSMH’ ya katkısı sadece % 0.026 olmuştur. Odun endüstrilerinin katkısı biraz daha fazladır. 2001 ‘de %1.1 olmuştur. Bunun  %0.6’sı odun endüstrisinden % 0.5 mobilya endüstrisinden meydana gelmektedir.
Kıbrıs ormancılığında 2001 yılında 651 kişi istihdam edilmiştir. Buda toplam istihdamın %0.2’sini oluşturmaktadır. Bu istihdam edilen kişiler genel orman yönetimi ve korunması amacıyla devlet tarafından istihdam edilmiş ormancı, işçi ve yangın görevlileridir. Odun endüstrisinde toplam iş gücü ulusal istihdamın %1.9unu oluşturmaktadır.
Uluslar arası Ticaret açısından Kıbrıs’ta 2000 yılında toplam odun tüketimi 640439m3 iken kişi başına düşen odun miktarı 0.95 m3 dür. Odun endüstrileri genellikle ithalata dayanmaktadır. Buda 97,8 m3 odun tüketimi demektir. İthal edilen yakacak odun toplamı yakacak odun tüketiminin %92.7sidir. Aslında Kıbrıs net olarak odun ürünleri ithalatçısıdır. Tüm odun pazarının %97,1’i ithalat ile karşılanmaktadır.
DİĞER ORMAN İLİŞKİLİ ENDÜSTRİLER
Turizm ve Yeşil Kuşak:
Kullanılan odun dışı orman endüstrisi ve faaliyetlerinin GSMH’ YA katkısı dolaylıdır. Bununla ilgili çok az veri mevcuttur. Bal yapımı ve avcılık endüstrilerinin GSMH’ YA katkısı % 0.079 olarak hesaplanmıştır. Ormanlar tarafından sağlanan turizm, eğlendinlen, havza koruması ve tarımsal faydalar vardır. Ancak parasal olarak hesaplanmamıştır.
Toprak ve su kaynaklarının korunması, biyo çeşitliliğin sağlanması, karbon emilimin sağlanması istatistik olarak ölçülmemiştir ancak giderek önemi artmaktadır.

KIBRIS ORMANLARININ DEĞERİ
Doğrudan kullanım Değerleri:
Kıbrıs ormanları odun üretimi olarak; kereste ve yakacak odun, odun dışı orman ürünleri olarak; mantar, tıbbi ve hoş kokulu bitki, bal, reçine, gibi ürünler sağlamaktadır.  Bunların birkaçı ticarette kullanıldığı içi hesaplanması kolaydır. Kereste ve yakacak odun değeri ticari miktarı ve taşıma maliyetine göre hesaplanır.  Bal miktarı da arı kovanlarının sayısına göre hesaplanmaktadır.  Orman içerisinde kurulmuş arı kovanlarının üretimi 20 kg/kovan’dır. Balın toplam değeri 3.3milyon Euro olarak hesaplanmıştır.
Aromatik bitkilerin değerlendirilmesi kekik, nane, defne gibi bitkilerin pazardaki ticari miktarına dayalıdır. Toplam parasal değeri 0,3 milyon Euro olarak hesaplanmıştır.
Avcılığın ekonomik değeri avcı sayısına ve avcılara verilen izin ücretine dayanmaktadır. Kıbrıs adasında 19.330 avcı bulunmaktadır. Yıllık izin ücreti 59,5 Euro dur.
Rekreasyonun değeri günlük yerli ve yabancı ziyaretçi sayısı ve giriş ücretine bağlıdır. Ortalama 253 bin yerli, 481.250 yabancı ziyaretçi vardır. Günlük rekreasyon ücreti 2.5 eurodur. Buna göre rekreasyon değeri 1.8 milyon Eurodur.

Dolaylı Kullanım Değeri
Kıbrıs adasının ormanları toprak ve su kaynaklarını korumak, biyo çeşitliliği korumak, tarımsal üretimi desteklemek gibi önemli dolaylı faydalar sağlamaktadır.
Kıbrıs ormanları yıllık 120 bin tC emilimi yapmaktadır. Bir ton karbonu 20 Euro olarak ele alındığında 2.4 milyon Euro olmaktadır.

Ormanların Karşılaştığı Olumsuzluklar:
Kıbrıs ormanlarının ekonomik değeri tüm olumsuzluklarda göze alındığında tamamlanacaktır. Örneğin zayıf orman yönetiminden kaynaklanan erozyon ve sel; orman yangınlarından kaynaklanan zararlar; insan etkisinden dolayı bozulan peyzaj ve doğa kalitesi; yaban hayatı ile böcek Zaralarından kaynaklanan zararlardır. Devlet ormanlarında yıllık ortalama 23 yangın çıkmakta ve yaklaşık 190 ha yangınla kaybedilmektedir. Yanan ormanları yenileme maliyeti ise 1500Euro/ha dır.
Yaban hayvanlarının tarımsal ürünleri yemesi sonucu oluşan zararı devlet çiftçilere ödemektedir. Yıllık yaklaşık 450 kişiye bu ödeme yapılmaktadır. Bunun toplam maliyeti ise yıllık 56.000 Euro yapmaktadır.

Sındırgı’da Kırsal Kalkınmanın Önemi ve Ülke Refahına Katkısı

Büyümenin Yolu Kırsaldan Geçiyor.
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) bugün açıkladığı Gıda ve Tarımın Durumu 2017 Raporu’na göre, gelişmekte olan ülkelerde ekonomik büyümenin anahtarı uzun yıllar yoksulluğun sebebi olarak görülen kırsal bölgeler olduğu ifade edilmiştir.

“Tüm gezegenin beslenmesi ve istihdamına yardım etmek için kırsal bölgelerin potansiyellerini ortaya çıkaracak çok geniş ve köklü dönüşümler gerekiyor.” bilgisine yer verildi. Kırsal bölgelerin yani dezavantajlı bölgelerinde diğer bir ifadeyle çoğu zaman ihmal edilen şehirlerden uzak bölgelerin kıymetlendirilmesi gençlerin istihdamı ve dünya nüfusunun karşı karşıya olduğu gıda arzı tehlikesine karşı kırsalın kalkınması şarttır.

Şehirlerin Gıda Talebi Ve Kırsala Etkileri
Kırsal ekonomilerde ihtiyaç duyulan dönüşümlerin, gıda sistemlerini çeşitlendirmek ve çiftlik dışı tarıma bağlı faaliyetlerde yeni ekonomik fırsatlar yaratmak için Şehirsel bölgelerde artan gıda talebini harekete geçirilebileceği ifade ediliyor. Raporda: “Gıda ve Tarım sektöründe işleyen veya arıtan, paketleyen veya taşıyan ve gıdayı depolayan, pazarlayan veya satan işletmelerin yanı sıra tohum, araç gereç ve gübre veya sulama veya diğer hizmetlere dair üretim girdilerini arz eden işyerleri gereklidir.” bilgisine yer verildi.

Şehirleşme bir taraftan tarım için “altın bir fırsat” sağlarken diğer taraftan küçük ölçekli milyonlarca aile çiftçileri için büyük zorlukları da beraberinde getirmiştir. Daha fazla kar getiren pazarlar gıda üretiminin büyük ticari çiftliklerde yoğunlaşmasına; tedarik zincirlerinin büyük işleyiciler ve perakendeciler tarafından kontrol edilmesine ve küçük çiftlik sahiplerinin dışarıda bırakılmasına yol açabileceği uyarısı yapılıyor.

Üç Eylem Planı Önerisi 
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) Gıda ve Tarımın Durumu 2017 Raporu’nda önerilen 3 eylem planı şöyle:

Birincisi; “Küçük Aile Çiftçiliği Desteklenmeleri Eylem Planı
Küçük ölçekli üreticilerin Şehirsel gıda talebini karşılamaya tamamen katılabilmelerini garanti altına alacak birtakım politikaların devreye sokulmasını içeriyor. Arazi kullanım haklarını güçlendirecek, tedarik sözleşmelerinde eşitliği sağlayacak veya krediye erişimi iyileştirecek tedbirler başlıca birkaç seçeneği oluşturuyor. Gelişmekte olan ülkelerin kırsal nüfusu 2015 yılında 3,1 milyar insan olduğu tespit edilmiştir. Küresel olarak küçük Şehirsel alanlar günümüzde Şehirsel gıda talebinin yaklaşık yüzde 60’nı teşkil ediyor ve bunun önemi giderek artmaktadır.

İkincisi; “Kırsal Altyapı Geliştirilmesi Eylem Planı”
Kırsal ve Şehirsel pazarları birbirine bağlayacak gerekli altyapının oluşturulması. Birçok gelişmekte olan ülkede kırsal yollar, elektrik nakil hatları şebekeleri, depolama imkânları ve soğuk taşıma sistemlerinin eksikliği; Şehirlerdeki taze sebze, meyve, et ve süt ürünlerine talebi çiftçilerin avantajlarına çevirmelerine büyük bir engel teşkil ediyor. 2030 yılına gelindiğinde dünyanın az gelişmiş bölgelerindeki Şehirsel nüfus 4 milyar olacağı öngörülmektedir. Bu sebeple ve artan öneminden dolayı kırsalın alt yapısı geliştirilmelidir.

Üçüncüsü; “Kırsal Bölgelerin Pazar Altyapısının Geliştirilmesi Eylem Planı”
Kırsal bölgelerin yani dezavantajlı bölgelerin en önemli sorunu üretim çarkına girememeleridir. Üretip, paketleyip lojistik mekanizmaya katılarak pazara ulaşamamanın sıkıntısını yaşamaktadırlar. Hâlbuki gelişmekte olan ülkelerde Şehir sakinlerinin yarısı düşük nüfuslu şehir ve kasabalarda yaşıyor. Kırsal dönüşüm 1990’lardan bu yana gerçekleşmektedir; bu tarihten itibaren kırsalda yaşayan 750 milyon insan günlük kişi başı 3,1 Amerikan Doları olan makul yoksulluk sınırının üstünde gelire sahiptir. Bitcoin pazarı konusu Şubat 1637 kriziyle sonlanan Lale Devri'ne benzetiliyor. Gelecekte gerçekten paranın ve finansal yönetimin bambaşka bir hal alacağını hayal edebiliyoruz. Bu yüzden SAY Projesiyle özellikle Konya'da harekete geçirdiğimiz Çiftçi Okulları, çiftçiler içinde Finansal Okuryazarlığın önemine vurgu yapmaktadır. Çiftçi okullarımızda Finansal Okuryazarlık dersinin olması önemli bir çalışmadır. O yüzden bu okullarımızda sloganamız "Bitcoin tembeli olma Finansal Okuryazar ol"... SAY Projemiz devam edecektir.

Kırsal alanlardaki gıda ve tarım üretiminin önemi gitgide artmaktadır. Şehirler daha fazla nüfusu taşıyamamanın sıkıntısıyla uğraşırken kırsal bölgelerde daha fazla istihdam sağlanmalı, daha fazla insanın yerinde kalkındırılmalı ve daha fazla insan ülke üretim gücüne katılmalıdır.

Sındırgı için 4 sene önce yürüttüğümüz projenin adında da olduğu gibi Balıkesir’in Güneydoğusu mesabesindedir. Bu projenin adında; Balıkesir’in Güneydoğusu Geleceğe Açılıyor, demiştik. Sındırgı’da kırsal bölgelerin yani dezavantajlı bölgelerin gıda ve tarım üretimine katılmasını sağlamak için kırsal kalkınma projelerine ihtiyaç vardır.

Çölleşmeyle Mücadele Ve Arazi Tahribatına Karşı Daha Fazla Gençlik Bulunmalıdır

Ankara’da yapılan Birleşmiş Milletler Çölleşme İle Mücadele 12. Taraflar Konferansı’nda gençleri harekete geçirip toprağımız ve tabiatımız için bir şeyler yapmaya davet etmiştik. Nihayet biz gençler zihinlerimizi toprağa ve tabiata yönlendiren bir program yapmıştık. Son olarak ta üzerinde çalıştığımız metni kabul ettirdik ve okuttuk. Gençlere rol verilmesini amaçlamıştık ve Gençlerin dikkatini çekmeyi amaçlamıştık, başarılı olduk.

Son iki yıldır Daha Yeşil Bir Dünya İçin Gençlik Platformu olarak çalışmalarımıza ve temaslarımıza devam ettik. Amacımıza uygun geziler, eğitimler, çalıştaylar, gençlik buluşmaları, yurtdışı programları yaptık. Platforma üye STK ve gençlere fırsatlar sunmaya ve daha yeşil bir dünya için karınca misali çalışmalarımıza devam ettik.

Çin’in Ordos Şehrinde yapılan BM Çölleşme İle Mücadele 13. Taraflar Konferansı (UNCCD COP13)’nda tüm tarafların desteğiyle Gençlik Formu yapıldı. Gençlik Formu dünyanın her bölgesinden davet edilen gençlerle “Daha Yeşil Bir Gelecek İçin İşbirliği Ve Gelecek Kuşaklar İçin Fırsatlar” temasıyla yapıldı. Programa Türkiye’den bir temsilci de katıldı. Programda UNCCD Genel Sekreteri Monique Barbut; “Cesaretli olursak sıkı çalışma ve vizyoner bir bakışla arazi tahribatını azaltabiliriz.” dedi. Okunan sonuç deklarasyonunda özet olarak; gençlere toprağımız için daha fazla fırsat ve görev verilmelidir, denilmiştir.


Sonuç olarak Daha Yeşil Bir Dünya İçin Gençlik Platformu olarak görev gücümüze devam edeceğiz. Toprağımız ve tabiatımız için daha fazla genç, daha fazla işler yapmalıdır.


Dünyayı İklim Değişikliğinden Kurtarmak İçin “Teknolojik Ağaç” Üretildi.

Nature dergisinde yayınlanan ve 60’tan fazla bilim insanı tarafından imzalanmış olan makalede uzmanlar dünyanın küresel iklim değişikliğiyle mücadele edebilmek için gereken adımları atılması için sadece üç senesi olduğunu söylüyor. Makaleyi imzalayanlar arasında Pennsylvania State Üniversitesi’nden Michael Mann, eski Meksika Devlet Başkanı Felipe Calderon, eski İrlanda Devlet Başkanı Mary Robinson ve Unilever Yönetim Kurulu Başkanı Paul Polman gibi isimler bulunuyor. Kırsal bölgeden şehirlere kadar çözüm yolları ve kırsal insanın ile teknoloji içinde yaşayanın kabul edeceği çözümler sıralanmış.

Sıcaklık Artıyor Ekosistemler Çöküyor
Makalede dünya liderlerine çağrı yaparak kutuplardaki deniz üstündeki buz tabakalarının yok olduğunu ve aşırı sıcaktan mercan kayalıklarının öldüğünü hatırlatarak ekosistemlerin tamamının çöktüğünü belirtiyor. Buna ek olarak Grönland ve Antarktika’da da büyük parçalar halinde buz tabakası kaybı yaşandığına dikkat çekiliyor. Uzmanlar, eğer emisyon salımları bu şekilde devam ederse 4 ila 26 yıl arasında Paris İklim Değişikliği Anlaşması’nın 1,5 – 2 derecelik sıcaklık artış hedefi boşa çıkabilir.

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) eski İdari Sekreteri Christiana Figueres, emisyon değerlerinin 2020 yılından itibaren düşmeye başlaması gerektiğini bunun siyasetten çok bir fizik yasaları meselesi olduğu uyarısını yaptı ve böylece siyasetçilerin konuyu önemsemesi gerektiğine vurgu yaptı.

“Gezegenimizi İhya Edelim”
Makalede ABD başkanı Donald Trump’ın aksine karar alırken bilimsel verileri kılavuz alma çağrısı yapılıyor. Bu çağrıya saygı duyulası bir cevap veren lider olarak da Trump’ın “ABD’yi Tekrar Büyük Yapın” sloganına nazire yapıp “Gezegeni Tekrar Büyük Yapın” sloganıyla icraata geçen Fransa’nın yeni devlet başkanı Emmanuel Macron’un iklim konusunda araştırmalar yapan bilim adamlarına Paris Anlaşması’na yönelik hızlandırılması için Fransa’ya yardım etmeleri için davet etmesi örnek gösteriliyor.

Son olarak İklim Değişikliği konusunda makalede karamsarlığa kapılmamak gerektiği, eğer gerekli adımlar atılırsa Paris hedeflerinin ulaşılmasının mümkün olduğu belirtiliyor.


Hava kirliliğine çözüm: Şehir ağaçları ve Şehir Ormanları
Büyük şehirlerdeki hava kirliliği ve buna bağlı düşük hava kalitesi astım gibi kronik hastalıkları tetiklerken, gündelik rutinde zaman geçirmeyi zorlaştırıyor. Buna en basit ve en doğal çözüm yeşil alanlar yaratmak olarak gözükse de bu yeşil alanlar büyük şehirlerde çoğunlukla konut projelerine dönüşüyor. Böylesi konut projelerinin çoğalması hava kirliliğini daha da artırıyor. Bu sorunu gören bir firma tarafından geliştirilen ve doğanın gücüyle “nesnelerin interneti” (IoT) teknolojisini bir araya getiren şehir ağaçları (CityTree) Green City Solutions adlı proje büyüyen şehirlere bir çözüm alternatifi haline gelmiş.

Projeyle yosun kültürü ile kaplı olan, 3 buçuk metrelik dikey bir alanı işgal eden 275 ağaç kapasitesinde toz, azot oksit ve karbondioksit temizleyebilen teknolojik bir ‘ağaç’ tasarlanmış. Normal ağaçlardan daha fazla yaprak alanına sahip olduğu için seçilen yosun kültürleri, ağaçlardan çok daha kirletici yakalama kapasitesine de sahip. Şehir ağaçları 50 metrelik bir alanın hava kalitesini arttırabiliyor ve aynı zamanda bir pano ve reklam alanı veya kısa menzilli ve kablosuz bir iletişim yöntemi olan ” Yakın Alan İletişimi” (NFC) için de kullanılabiliyor.

Kendi enerjisini güneşten sağlayan şehir ağacı, yağmur suyunu toplayıp otomatik olarak kendini sulayabiliyor. Green City Solutions şimdiye kadar 20 adet “ağacı” Oslo, Paris, Brüksel ve Hong Kong gibi şehirlerde kurmuş. Uzmanlar şehir ağaçlarının her ne kadar yeşil alanların yerini tutmasa da, bu halihazırda beton ormanı bölgelere yeni bir soluk getirebilecek be hava kirliliğinin etkisini azaltabilecek yaratıcı bir çözüm olarak görüyor.


Yunanistan (Selanik) Yazıları

Selanik (Yunanca: Θεσσαλονίκη / Thesaloniki, Osmanlı Türkçesi: سلانیك), Yunanistan'ın ikinci büyük kenti[1] ve Yunan Makedonyası bölgesinin yönetim merkezidir.

Birçok medeniyetin beşiği Yunanistan’ın başkenti Atina’daki ünlü Acropol, Stadyum, Zeus Tapınağı, Hadriyanus Kapısı gibi yerlerle kendinizi tarihin kucağına bırakıyorsunuz. Parlamento Binası, Pire Limanı ise Atina’da diğer görülebilecekler arasında. Selanik . duygusal bağımız olan bir Yunan kenti. Selanik şehir turu sırasında öncelikle ve heyecanla gezilebilecek ilk yer, şimdi müze haline getirilmiş olan Atatürk’ün doğduğu ev. Aya Dimitri Kilisesi, fuar alanı, Televizyon Kulesi, Kordon boyu ve Beyaz Kule Selanik’te gezilebilecek yerler. Olimpos dağlarının sarıp sarmaladığı yerlerden geçerken ise kendinizi bir masal diyarında hissedebilirsiniz. Yunanistan turu sırasında görülebilecek bir diğer yer ise şirin bir kıyı kenti olan Kavala. Burada Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın evi ve imarethanesini gezebilir, balık ziyafeti çekebilirsiniz. Selanik'in nüfusu 363.987 yakındır ve coğrafî koordinatları 40°38′ kuzey enlemi ve 22°58′ doğu boylamındadır. Önemli turistik ziyaret yerleri Beyaz Kule, Arkeoloji Müzesi Ve Atatürk'ün doğduğu evdir.

Kent M.Ö. 315 yılında Makedonya kralı Cassander tarafından bugünkü Thermi'de kurulmuştur. Makedonya Krallığının özerk bir bölümüydü. Makedonya Krallığı'nın Yıkılmasından sonra, şehir M.Ö. 168yılında Roma Cumhuriyeti'nin egemenliği altına girmiştir. Egnatia Yolu üzerinde bulunan şehir, Avrupa ve Asya arası ticarette önemli bir merkez haline gelmiştir. Şehrin Ekonomik önemi 12. yüzyıla kadar devam etmiştir. Şehir 1204 yılında, başkent Konstantinopolis Dördüncü Haçlı Seferi sırasında işgal edilince Bizans'ın elinden çıkmıştır. Selanik ve çevresi kurulan Latin İmparatorluğu'nun en büyük tımar bölgesi durumuna gelmiştir. Şehir 1246 yılında Bizans tarafından tekrar geri alınmıştır.

Osmanlı dönemi : Selanik 1430 tarihinde padişah II. Murat'ın yönettiği bir Osmanlı ordusu tarafından fethedildi. 15. yüzyıl boyunca kente Anadolu'dan getirilen çok sayıda Türk yerleşti. 1492 yılında Osmanlılar İspanya'dan kovulan Sefarad Yahudilere kapılarını açtıklarında Selanik Yahudilerin yerleşmek için en fazla tercih ettikleri şehir oldu. Selanik 500 yıla yakın bir süre boyunca bir Osmanlı şehri olarak kaldı. Çeşit çeşit Hıristiyan, Yahudi ve Müslüman toplumların hep birlikte uyum içinde yaşadığı önemli bir kültür ve ekonomi merkezi haline geldi. Selanik'teki üç ana etnik grup olan Türk, Yunan ve Yahudilerin nüfus değişimleri. (1500-1950) 17. yüzyılda Sabetay Sevi tarafında başlatılan Sabetayizm hareketi Selanik'teki Yahudiler arasında çok rağbet buldu. Sabetay Sevi'yi izleyerek Müslüman olan Yahudiler Selânik'te Osmanlı Devleti'nin yenileşme çabalarına büyük katkılarda bulundular. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk 1881 yılında Selanik'te doğdu

Jöntürk hareketi büyük ölçüde Selanik'te gelişti. Osmanlı padişahı II. Abdülhamit Han tahttan indirildikten sonra 1909 yılında Selanik'e sürgüne gönderildi. Fakat Selanik 3 yıl sonra Balkan Savaşları sırasında Yunanlıların eline geçince İstanbul'a geri gönderilmek zorunda kaldı.
Osmanlı Devleti'nin İstanbul'dan sonra 2. büyük kenti olan Selanik, Balkan Savaşları sırasında, 9 Kasım 1912'de merkezden destek alamayan ve panik içinde dağılan Osmanlı Ordusu'nun direnişinin mümkün olmayacağını düşünen garnizon komutanı Tahsin Paşa Yunan Ordusu'na hiç bir direniş göstermeden şehri teslim etmiştir. Şehirde bulunan 25.000 kişilik Osmanlı Ordusu'nun direniş göstermeden teslim olması halkta büyük bir şaşkınlık ve panik ortaya çıkarmış ve binlerce Müslüman Osmanlı vatandaşı Yunanlılar tarafından katledilmiştir. 1800'lü yılların sonları ve 1900'lü yılların başlarında Selanik şehrin etnik yapısı:

Yunanistan dönemi Selanik 1916

09 kasım 1912'de Balkan Savaşları sonunda 25.000 kişilik Osmanlı Ordusunun direniş göstermeksizin teslim olması neticesinde şehir Yunanistan yönetimine geçti. Osmanlı orduları, şehri Yunan çetelerine savaşmadan, ancak şehirdeki Türklerin can güvenliğinin sağlanması ve Tütün Reji imtiyazının devamı koşuluyla bıraktılar. Osmanlı Ordusu'nun Selanik'te bulunan kuvvetleri de silahlarını Yunan çetelerine teslim ettiler. Ancak Yunan çeteleri şehri teslim aldıkları günün gecesi kentte yaşayan pekçok Türkü, aralarında Osmanlı askerleri de bulunmak üzere katletmişlerdir. Şehrin simgesi olan Osmanlıların inşa ettiği Beyaz Kule sembolik bir vaftiz işleminden geçerek beyaza boyandı. O günden beri Beyaz Kule adıyla anılan bu yapının beyaz boyaları zamanla aşınıma uğradı ve eski rengini tekrar kazandı.

1917 yılında çıkan büyük bir yangın şehrin Türk bölgesini neredeyse tamamen yok etti. 1924 nüfus mübadelesi sonunda şehirde geride kalan bütün Türkler Türkiye'ye göç etmek zorunda bırakıldı ve Anadolu'dan gelen Rum göçmenler giden Türklerin yerini aldı. Kısa bir süre içinde şehrin nüfus yapısı tamamen değişti. Yunanlılar Selanik'te azınlıktayken kısa bir süre içinde ezici bir çoğunluk haline geldiler. Böylece Selanik'in Osmanlı-Türk kültüründe oynadığı rol son bulmuş oldu. Atatürk 10. Yıl Nutku'nda "Keşke Selanik'i de misak-ı milli sınırları içerisine alabilseydik" diyerek kentin Türkler için önemini vurgulamıştır.

Kısa bir süre içinde camilerin minareleri yıkıldı. Bazı cami ve sinagoglar kiliseye çevrildi. Eski Osmanlı evleri bakımsızlıktan yok oldu. Kentin geçmişiyle bağlantısı kesilerek (!) bir Avrupa şehri haline getirildi.
II. Dünya Savaşında neredeyse tüm Sefarad Yahudi cemaati (50.000 kişi) Alman Nazi işgalcileri tarafından Nazi toplama kamplarına yollanıp öldürüldü. Böylece Osmanlıdan kalma son eski ve köklü bir cemaat yok edilmiş oldu.

Selanik, 1997'de Avrupa kültür başkenti seçildi.
Selanik.. Atatürk’ün doğduğu, 1911 yılına kadar aralıklarla yaşadığı ve çok sevdiği şehir. Hemen hemen pek çok Türk’ün yaptığı gibi biz de önce Atatürk Evi’ni (“Bir ulusun geleceğinin doğduğu yer” yazıyor tanıtım kitapçığında) görmeye gidiyoruz. Hani o pembe boyalı üç katlı ev... Atatürk’ün “Vatan ve Hürriyet Cemiyeti”nin birçok toplantısını yaptığı ev. Şu anda Selanik'in Aghiou Dimitriou ve Apostolou Pavlou Caddelerinin kesiştiği noktada ve Türk Konsolosluğu’yla aynı bahçe içinde.

Selanik Belediyesi, 4 Kasım 1933’te Cumhuriyet'in Onuncu yıl dönümü dolayısıyla, Türk-Yunan dostluğunun bir hatırası olarak, bu evin duvarına bir plaka yerleştirmiştir. Üzerinde Türkçe, Yunanca ve Fransızca olarak şu yazılıdır; 
"Türk milletinin büyük müceddidi (yenilikçisi) ve Balkan ittihadının (birliğinin) müzahiri (mimarı) GAZİ MUSTAFA KEMAL burada dünyaya gelmiştir. İş bu levha Türkiye Cumhuriyetinin onuncu yıldönümü münasebetiyle konulmuştur. Selanik, 29 Birinciteşrin (Ekim) 1933"

1912’de 1.Balkan Savaşı’nda Selanik’in kaybedilmesinin ardından Atatürk bir daha dönememiş bu şehre. Ailesi ise oradan taşındıktan sonra Yunanlı bir aile evde oturmuş ama Selanik Belediyesi evi satın alarak Atatürk’e hediye etmeye karar vererek 1937 yılında Selanik Başkonsolosluğu’na anahtarlarını vermiştir. Bu tarihten sonra ev onarılarak tekrar pembeye boyanmıştır. 2.Dünya Savaşı sonrasında tekrar onarım görmüş ve 1953 yılında “Atatürk Evi Müzesi” olarak açılmış.

Evin içinde Dolmabahçe ve Topkapı Saraylarından götürülen bir Türk evini canlandıran eşyalar yerleştirilmiş. Tabi ki Atatürk’ün kullandıkları değil. Ama bazı özel eşyaları sergileniyor. Bunun dışında okul karneleri duvarlarda asılı.

Evden çıktıktan sonra Selanik sokaklarında dolaşmaya gidiyoruz. Rehberimiz 79 yaşında -kendi deyimiyle- doğma büyüme Kadıköy’lü Hristo Bey. Aramızda tek Yunanca bilen ve yaşına rağmen çok hareketli çok çoşkulu. Yol boyunca Gençlik Marşı, Onuncu yıl Marşı’ndan eski şarkılara kadar geniş bir repertuarla şarkılar, marşlar söyledi. Ama yine de korkmuyor değiliz. Ya rehbere birşey olursa, kalırız buralarda diye.. Aslında Selanik de kalabilirdik de.. Öyle güzel bir şehir ki.. Deniz kıyısında kilometrelerce geniş bir sahili var. Ege Denizi’ne bir de bu yakadan bakıyoruz uzun uzun. Sahil boyunca ve ara sokaklarda kapının önüne koltuklarını atmış çok şık kafeler var. Ve sanırım Yunanlılar hiç çalışmıyorlar. Sürekli bu kafelerde oturuyorlar. Her zaman kalabalık...

Deniz kıyısında “Beyaz Kule” var. Atatürk de arkadaşlarıyla burada buluşur, yemek yermiş..

Neo-klasik tarzı binalar, tertemiz caddeler ve deniziyle bu şehir gerçekten insanın içini ısıtıyor. Biz Selanik diyoruz, Yunanlılar ısrarla Thessaloniki diyorlar. Nasıl ki, onlar ısrarla Constantinopolis dediklerinde bizim de aynı ısrarla İstanbul dememiz gibi. Bir türlü kabul edemiyoruz galiba, artık o şehrin bizim olmadığını. Şimdi Selanik'e bakıp, hüzün duymamamız mümkün değilse, onlar için de İstanbul aynı duyguları uyandırıyor olsa gerek.

Gerçekten de Selanik, öyle güzel ki, içten içe içimi de acıtıyor. Benim kalbim Selanik'te kaldı... Keşke bir kere daha gidebilsem, yaşayabilsem Selanik’i... (Selanik’04)

Osmanlı Döneminde Selanik
Selanik'in simgesi Beyaz KuleSelanik 1430 tarihinde padişah II. Murat'ın yönettiği bir Osmanlı ordusu tarafından fethedildi. 15. yüzyıl boyunca kente Anadolu'dan getirilen çok sayıda Türk yerleşti. 1492 yılında Osmanlılar İspanya'dan kovulan Sefardi Yahudilere kapılarını açtıklarında Selanik Yahudilerin yerleşmek için en fazla tercih ettikleri şehir oldu. Selanik 500 yıla yakın bir süre boyunca bir Osmanlı şehri olarak kaldı. Çeşit çeşit Hristiyan, Yahudi ve Müslüman toplumların hep birlikte uyum içinde yaşadığı önemli bir kültür ve ekonomi merkezi haline geldi.

17. yüzyılda Sabetay Sevi tarafında başlatılan Sabetayizm hareketi Selanik'teki Yahudiler arasında çok rağbet buldu. Sabetay Sevi'yi izleyerek Müslüman olan Yahudiler Selanik'te Osmanlı Devleti'nin yenileşme çabalarına büyük katkılarda bulundular. Jöntürk hareketi büyük ölçüde Selanik'te gelişti. Osmanlı padişahı II. Abdülhamit tahttan indirildikten sonra 1909 yılında Selanik'e sürgüne gönderildi. Fakat 3 yıl sonra Selanik Yunanlıların eline geçince İstanbul'a geri gönderilmek zorunda kaldı.

Yunanistan Döneminde Selanik
20. yy. başları, balıkçı iskelesi ve Beyaz Kule1912'de Balkan Savaşları sonunda şehir Yunanistan yönetimine geçti. Osmanlı orduları, şehri Yunan çetelerine savaşmadan, ancak şehirdeki Türklerin can güvenliğinin sağlanması koşuluyla bıraktılar. Osmanlı Ordusu'nun Selanik'te bulunan kuvvetleri de silahlarını Yunan çetelerine teslim ettiler. Ancak Yunan çeteleri şehri teslim aldıkları günün gecesi kentte yaşayan pekçok Türkü, aralarında Osmanlı askerleri de bulunmak üzere katletmişlerdir. Şehrin simgesi olan Osmanlıların inşa ettiği Beyaz Kule sembolik bir vaftiz işleminden geçerek beyaza boyandı. O günden beri Beyaz Kule adıyla anılan bu yapının beyaz boyaları zamanla aşınıma uğradı ve eski rengini tekrar kazandı.

1917 yılında çıkan büyük bir yangın şehrin Türk bölgesini neredeyse tamamen yok etti. 1924 nüfus mübadelesi sonunda şehirde geride kalan bütün Türkler Türkiye'ye göç etmek zorunda bırakıldı ve Anadolu'dan gelen Rum göçmenler giden Türklerin yerini aldı. Kısa bir süre içinde şehrin nüfus yapısı tamamen değişti. Yunanlılar Selanik'te azınlıktayken kısa bir süre içinde ezici bir çoğunluk haline geldiler. Böylece Selanik'in Osmanlı-Türk kültüründe oynadığı rol son bulmuş oldu. Atatürk 10. Yıl Nutku'nda "Keşke Selanik'i de misak-ı milli sınırları içerisine alabilseydik" diyerek kentin Türkler için önemini vurgulamıştır.

Selanik'te Osmanlı döneminden kalma bir sokakİkinci Dünya Savaşında neredeyse tüm Yahudi cemaati (50.000 kişi) Alman Nazi işgalcileri tarafından Nazi toplama kamplarına yollanıp yok edildi. Böylece Osmanlı döneminde şehirin kültürel mozayiğini oluşturan bir diğer unsur da yok edilmiş oldu. Kısa bir süre içinde camilerin minareleri yıkıldı. Bazı cami ve sinagoglar kiliseye çevrildi. Eski Osmanlı evleri bakımsızlıktan yok oldu. Kentin geçmişiyle bağlantısı kesilerek modern bir Avrupa şehri haline getirildi.

Selanik, 1997'de Avrupa kültür başkenti seçildi.
Beyaz Kule'ye giden bir sokak.

 
xvalid home sitemap atom