logo

9 Ocak 2018

KIBRIS ADASI’NIN ORMAN VARLIĞI VE EKONOMİK DEĞERİ

Bu çalışma 2010 yılında Prof Dr. Ahmet Tolunay’ın Yüksek Lisans Öğrencisi Mustafa Çetin tarafından çeviri çalışması olarak hazırlanmıştır. Çalışma tüm Kıbrıs Adası üzerinde yapılmıştır ve yasal bir bağlayıcılığı yoktur.

KIBRIS’IN ORMAN VARLIĞI
Kıbrıs 793100 nüfus ile Sicilya ve Sardunya adalarından sonra en büyük 3. Akdeniz adasıdır. 925100ha alan kaplamaktadır. Bu alanın %41,7’si orman ve doğal vejetasyon alandır. Ayrıca 4 coğrafi bölgeye ayrılır.
1-Troods Bölgesi: adanın batı yakasında kayalık ve kubbe biçiminde dağlardan oluşur. Olympus’da 1951 m’ye kadar ulaşabilmektedir. Ormanlar Troods dağ kütlesini kaplar. Dik eğimler, dar vadiler ile görkemli bir peyzaj oluşturur. Kubbe biçimindeki dağın alt kesimleri sahil seviyesindeki kısımları sert kayalardan oluşan verimsiz alanlardır.
2-Pendadaktylos Bölgesi: adanın kuzeyinde yer alıp genelde kireç dağlardan oluşur. Yükseltisi 1024 m’ye kadar çıkmaktadır. Bu bölgenin bir kısmı Pendadaktylos olarak bilinen parmak biçimindeki dağları barındırır.
3-Messaoria Bölgesi: Troods ve Pendadaktylos dağları arasında kalır. Çok düşük yükseltiye sahiptir ve 180m’yi aşmaz. Troods ve Pendadaktylos dağları arasında gelen nehirle taşınan alüvyonlardan oluşur.
4-Sahil Bölgesi: sahil formundaki vadiler ülkeyi sarmıştır. Büyük bir alana sahiptir.
Kuzeyde; Kyrenia vadisi;
Güneyde; Larnaka ve Limassol vadileri;
Batıda; Pafos ve Chrysochou vadileri
Doğuda; Famagusta Vadisi bulunmaktadır. Topraklar alüvyonlardan oluşmakla beraber tarım için uygun ve verimlidir.
           

            Kıbrıs’ta yoğun Akdeniz İklimi hâkimdir. Yazlar sıcak ve kurak, kışlar yağışlıdır. Merkezi Troods Dağları ve uzun ve dar Pendadaktylos dağ sırası ülkenin meteorolojisinde önemli bir rol oynamaktadır. Yıllık ortalama yağış Merkezi Troods Dağlarının zirvesinde 450m-1100m arasında değişmektedir. Kyrenia bölgesi alanın en kuzey kısmındadır. Kyrenia bölgesinde yağış ortalaması 550mm’dir.
            
ORMAN KAYNAKLARI

Ormanlar ve ağaçlık alanlar 385600ha kaplamaktadır. FAO’nun 1999 vejetasyon hartasına göre ülkenin %41,7’si ni oluşturmaktadır (Pantelas ve Ark. 1999). Ancak FAO’nun 2000 yılı ölçümleri daha önce 280,000 ha eksik orman alanı ölçümü yapıldığını göstermektedir. Bu iki veri arasındaki fark özel ormanların 1999 haritası yapımında gösterilmediği için ortaya çıkmıştır.

Kıbrıs’ta çok az kişi ormancılıkla uğraşmaktadır. Yüksek orandaki kentleşme (%70) ormancılığın ulusal ekonomiye katkısı (%0,03) ve %97 odun ithalatı Kıbrıs ormancılığını yansıtmaktadır. Bununla beraber kentleşme eğilimi kırsal kesimdeki insanların hizmet sektörünün geliştiği büyük şehirlere ve sahil alanlarına göç etmelerini hızlandırmaktadır. Ormanların ekonomik değerlendirme çalışmaları göstermektedir ki ormanların sosyal ve çevresel değeri ağaç ve odun hammaddesi gibi ticari değerinden daha fazladır. Turizm ve eğlendinlen alanının ekonomiye katkısı toplam ekonominin %25ini oluşturmaktadır. Turizm hizmetlerinin orman alanlarında gelişmesi ormanlara pozitif ve negatif etkiler yapmaktadır.

Neredeyse bütün ormanlar doğal veya yarı doğal ormanlardır. Toplam Orman alanının %44,6’sını yüksek ormanlar, %32,6 sını makiler, %22.8sini ise çalılıklar ve daha bodur vejetasyon tipleri oluşturmaktadır.
Daha önce yıllarda yakacak odun üretimi için ağaçlandırılmasına rağmen herhangi bir üretim plantasyonu yoktur. Günümüzde plantasyonlar pazarlama dışı fayda amacıyla kullanılmaktadır. Orman tahribatı genelde otlatma, yangın, madencilik ve tarımsal amaçlı ortaya çıkmaktadır. Son zamanlarda turizm gelişmesiyle beraber doğal vejetasyon zarar görmektedir.

Kıbrıs’ta ormancılık uzun yıllardan beri çok amaçlı kullanıma dayanmaktadır. Antik çağda ormanlar yoğun olarak kullanılmaktadır. Ev ve gemi yapımı için ağaçlar kesilmiştir. Gıda ve yemek ihtiyaçları için kaynak oluşturmuştur. Avrupalı ormancılar tarafından oluşturulan sürdürebilirlik ilkesi 20yy’dan itibaren Kıbrıs’ta uygulanmaya başlamıştır.
Günümüzde ormancılık yönetimi ormanların korunmasına odaklanmıştır. Ormanların korunmasında şunlar önemli noktalardır;
-her türlü ürün ve hizmet sağlama
-odun ve odun dışı orman yönetimi
-peyzaj kalitesi
-kırsal kesim ve köylüler için su kaynaklarının korunması
-koruma yönetimiyle orman kaynakları özellikle kırsal alanlar olmak üzere sosyo-ekonomik gelişme için çok boyutlu fırsatlar sağlamaktadır.

KURUMSAL BAKIŞ
Mülkiyet açısından devlet ormanları toplam alanı %40,6’sını oluşturur, geri kalan %50.4 özel ve ortak orman alanıdır. Devlet ve ortak orman alanlarını Kıbrıs Orman Genel Müdürlüğü tarafından yönetilirken özel ormanlar bu ormanların düzeni ile ilgili herhangi bir kanun olmadığı için yönetim altında değildir. Özel ormanlar genelde 700 ile 1200m arasında değişen tepelik alanlarda bulunmaktadır. Ortalama boyutları 2,1—4.4ha arasında değişmektedir.

Yönetim ve Politikalar olarak; Ormancılığın sorumluluğu Tarım-Doğal kaynaklar ve Çevre Bakanlığı altındaki Kıbrıs Orman Genel Müdürlüğüne aittir.1980’lerden sonra Kıbrıs Orman Genel Müdürlüğünün birçok çalışması ormanları koruma üzerine olmuştur. Son yıllarda Kıbrıs orman yangınlarında Kıbrıs Yangın Tugayı ile ormancılar arasında yakın ilişkiler kurulmaktadır. Ormancılık ve ormancılık faaliyetleri ulusal orman kanuna göre yapılmaktadır. Ormancılıkla ilgili çeşitli stratejiler geliştirilmektedir. Bunların amacı orman şartlarını geliştirme, toprak ve havzayı korumak, biyo çeşitliliği korumak, ekoturizmi geliştirmek ve odun-odun dışı orman ürünlerinde sürdürülebilirliği sağlamaktır.

ORMANLARIN ULUSAL EKONOMİYE KATKISI

Ormanların Kıbrıs ekonomisine katkısı düşüktür. 2001yılında GSMH’ ya katkısı sadece % 0.026 olmuştur. Odun endüstrilerinin katkısı biraz daha fazladır. 2001 ‘de %1.1 olmuştur. Bunun  %0.6’sı odun endüstrisinden % 0.5 mobilya endüstrisinden meydana gelmektedir.
Kıbrıs ormancılığında 2001 yılında 651 kişi istihdam edilmiştir. Buda toplam istihdamın %0.2’sini oluşturmaktadır. Bu istihdam edilen kişiler genel orman yönetimi ve korunması amacıyla devlet tarafından istihdam edilmiş ormancı, işçi ve yangın görevlileridir. Odun endüstrisinde toplam iş gücü ulusal istihdamın %1.9unu oluşturmaktadır.
Uluslar arası Ticaret açısından Kıbrıs’ta 2000 yılında toplam odun tüketimi 640439m3 iken kişi başına düşen odun miktarı 0.95 m3 dür. Odun endüstrileri genellikle ithalata dayanmaktadır. Buda 97,8 m3 odun tüketimi demektir. İthal edilen yakacak odun toplamı yakacak odun tüketiminin %92.7sidir. Aslında Kıbrıs net olarak odun ürünleri ithalatçısıdır. Tüm odun pazarının %97,1’i ithalat ile karşılanmaktadır.
DİĞER ORMAN İLİŞKİLİ ENDÜSTRİLER
Turizm ve Yeşil Kuşak:
Kullanılan odun dışı orman endüstrisi ve faaliyetlerinin GSMH’ YA katkısı dolaylıdır. Bununla ilgili çok az veri mevcuttur. Bal yapımı ve avcılık endüstrilerinin GSMH’ YA katkısı % 0.079 olarak hesaplanmıştır. Ormanlar tarafından sağlanan turizm, eğlendinlen, havza koruması ve tarımsal faydalar vardır. Ancak parasal olarak hesaplanmamıştır.
Toprak ve su kaynaklarının korunması, biyo çeşitliliğin sağlanması, karbon emilimin sağlanması istatistik olarak ölçülmemiştir ancak giderek önemi artmaktadır.

KIBRIS ORMANLARININ DEĞERİ
Doğrudan kullanım Değerleri:
Kıbrıs ormanları odun üretimi olarak; kereste ve yakacak odun, odun dışı orman ürünleri olarak; mantar, tıbbi ve hoş kokulu bitki, bal, reçine, gibi ürünler sağlamaktadır.  Bunların birkaçı ticarette kullanıldığı içi hesaplanması kolaydır. Kereste ve yakacak odun değeri ticari miktarı ve taşıma maliyetine göre hesaplanır.  Bal miktarı da arı kovanlarının sayısına göre hesaplanmaktadır.  Orman içerisinde kurulmuş arı kovanlarının üretimi 20 kg/kovan’dır. Balın toplam değeri 3.3milyon Euro olarak hesaplanmıştır.
Aromatik bitkilerin değerlendirilmesi kekik, nane, defne gibi bitkilerin pazardaki ticari miktarına dayalıdır. Toplam parasal değeri 0,3 milyon Euro olarak hesaplanmıştır.
Avcılığın ekonomik değeri avcı sayısına ve avcılara verilen izin ücretine dayanmaktadır. Kıbrıs adasında 19.330 avcı bulunmaktadır. Yıllık izin ücreti 59,5 Euro dur.
Rekreasyonun değeri günlük yerli ve yabancı ziyaretçi sayısı ve giriş ücretine bağlıdır. Ortalama 253 bin yerli, 481.250 yabancı ziyaretçi vardır. Günlük rekreasyon ücreti 2.5 eurodur. Buna göre rekreasyon değeri 1.8 milyon Eurodur.

Dolaylı Kullanım Değeri
Kıbrıs adasının ormanları toprak ve su kaynaklarını korumak, biyo çeşitliliği korumak, tarımsal üretimi desteklemek gibi önemli dolaylı faydalar sağlamaktadır.
Kıbrıs ormanları yıllık 120 bin tC emilimi yapmaktadır. Bir ton karbonu 20 Euro olarak ele alındığında 2.4 milyon Euro olmaktadır.

Ormanların Karşılaştığı Olumsuzluklar:
Kıbrıs ormanlarının ekonomik değeri tüm olumsuzluklarda göze alındığında tamamlanacaktır. Örneğin zayıf orman yönetiminden kaynaklanan erozyon ve sel; orman yangınlarından kaynaklanan zararlar; insan etkisinden dolayı bozulan peyzaj ve doğa kalitesi; yaban hayatı ile böcek Zaralarından kaynaklanan zararlardır. Devlet ormanlarında yıllık ortalama 23 yangın çıkmakta ve yaklaşık 190 ha yangınla kaybedilmektedir. Yanan ormanları yenileme maliyeti ise 1500Euro/ha dır.
Yaban hayvanlarının tarımsal ürünleri yemesi sonucu oluşan zararı devlet çiftçilere ödemektedir. Yıllık yaklaşık 450 kişiye bu ödeme yapılmaktadır. Bunun toplam maliyeti ise yıllık 56.000 Euro yapmaktadır.

Sındırgı’da Kırsal Kalkınmanın Önemi ve Ülke Refahına Katkısı

Büyümenin Yolu Kırsaldan Geçiyor.
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) bugün açıkladığı Gıda ve Tarımın Durumu 2017 Raporu’na göre, gelişmekte olan ülkelerde ekonomik büyümenin anahtarı uzun yıllar yoksulluğun sebebi olarak görülen kırsal bölgeler olduğu ifade edilmiştir.

“Tüm gezegenin beslenmesi ve istihdamına yardım etmek için kırsal bölgelerin potansiyellerini ortaya çıkaracak çok geniş ve köklü dönüşümler gerekiyor.” bilgisine yer verildi. Kırsal bölgelerin yani dezavantajlı bölgelerinde diğer bir ifadeyle çoğu zaman ihmal edilen şehirlerden uzak bölgelerin kıymetlendirilmesi gençlerin istihdamı ve dünya nüfusunun karşı karşıya olduğu gıda arzı tehlikesine karşı kırsalın kalkınması şarttır.

Şehirlerin Gıda Talebi Ve Kırsala Etkileri
Kırsal ekonomilerde ihtiyaç duyulan dönüşümlerin, gıda sistemlerini çeşitlendirmek ve çiftlik dışı tarıma bağlı faaliyetlerde yeni ekonomik fırsatlar yaratmak için Şehirsel bölgelerde artan gıda talebini harekete geçirilebileceği ifade ediliyor. Raporda: “Gıda ve Tarım sektöründe işleyen veya arıtan, paketleyen veya taşıyan ve gıdayı depolayan, pazarlayan veya satan işletmelerin yanı sıra tohum, araç gereç ve gübre veya sulama veya diğer hizmetlere dair üretim girdilerini arz eden işyerleri gereklidir.” bilgisine yer verildi.

Şehirleşme bir taraftan tarım için “altın bir fırsat” sağlarken diğer taraftan küçük ölçekli milyonlarca aile çiftçileri için büyük zorlukları da beraberinde getirmiştir. Daha fazla kar getiren pazarlar gıda üretiminin büyük ticari çiftliklerde yoğunlaşmasına; tedarik zincirlerinin büyük işleyiciler ve perakendeciler tarafından kontrol edilmesine ve küçük çiftlik sahiplerinin dışarıda bırakılmasına yol açabileceği uyarısı yapılıyor.

Üç Eylem Planı Önerisi 
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) Gıda ve Tarımın Durumu 2017 Raporu’nda önerilen 3 eylem planı şöyle:

Birincisi; “Küçük Aile Çiftçiliği Desteklenmeleri Eylem Planı
Küçük ölçekli üreticilerin Şehirsel gıda talebini karşılamaya tamamen katılabilmelerini garanti altına alacak birtakım politikaların devreye sokulmasını içeriyor. Arazi kullanım haklarını güçlendirecek, tedarik sözleşmelerinde eşitliği sağlayacak veya krediye erişimi iyileştirecek tedbirler başlıca birkaç seçeneği oluşturuyor. Gelişmekte olan ülkelerin kırsal nüfusu 2015 yılında 3,1 milyar insan olduğu tespit edilmiştir. Küresel olarak küçük Şehirsel alanlar günümüzde Şehirsel gıda talebinin yaklaşık yüzde 60’nı teşkil ediyor ve bunun önemi giderek artmaktadır.

İkincisi; “Kırsal Altyapı Geliştirilmesi Eylem Planı”
Kırsal ve Şehirsel pazarları birbirine bağlayacak gerekli altyapının oluşturulması. Birçok gelişmekte olan ülkede kırsal yollar, elektrik nakil hatları şebekeleri, depolama imkânları ve soğuk taşıma sistemlerinin eksikliği; Şehirlerdeki taze sebze, meyve, et ve süt ürünlerine talebi çiftçilerin avantajlarına çevirmelerine büyük bir engel teşkil ediyor. 2030 yılına gelindiğinde dünyanın az gelişmiş bölgelerindeki Şehirsel nüfus 4 milyar olacağı öngörülmektedir. Bu sebeple ve artan öneminden dolayı kırsalın alt yapısı geliştirilmelidir.

Üçüncüsü; “Kırsal Bölgelerin Pazar Altyapısının Geliştirilmesi Eylem Planı”
Kırsal bölgelerin yani dezavantajlı bölgelerin en önemli sorunu üretim çarkına girememeleridir. Üretip, paketleyip lojistik mekanizmaya katılarak pazara ulaşamamanın sıkıntısını yaşamaktadırlar. Hâlbuki gelişmekte olan ülkelerde Şehir sakinlerinin yarısı düşük nüfuslu şehir ve kasabalarda yaşıyor. Kırsal dönüşüm 1990’lardan bu yana gerçekleşmektedir; bu tarihten itibaren kırsalda yaşayan 750 milyon insan günlük kişi başı 3,1 Amerikan Doları olan makul yoksulluk sınırının üstünde gelire sahiptir. 

Kırsal alanlardaki gıda ve tarım üretiminin önemi gitgide artmaktadır. Şehirler daha fazla nüfusu taşıyamamanın sıkıntısıyla uğraşırken kırsal bölgelerde daha fazla istihdam sağlanmalı, daha fazla insanın yerinde kalkındırılmalı ve daha fazla insan ülke üretim gücüne katılmalıdır.

Sındırgı için 4 sene önce yürüttüğümüz projenin adında da olduğu gibi Balıkesir’in Güneydoğusu mesabesindedir. Bu projenin adında; Balıkesir’in Güneydoğusu Geleceğe Açılıyor, demiştik. Sındırgı’da kırsal bölgelerin yani dezavantajlı bölgelerin gıda ve tarım üretimine katılmasını sağlamak için kırsal kalkınma projelerine ihtiyaç vardır.

Çölleşmeyle Mücadele Ve Arazi Tahribatına Karşı Daha Fazla Gençlik Bulunmalıdır

Ankara’da yapılan Birleşmiş Milletler Çölleşme İle Mücadele 12. Taraflar Konferansı’nda gençleri harekete geçirip toprağımız ve tabiatımız için bir şeyler yapmaya davet etmiştik. Nihayet biz gençler zihinlerimizi toprağa ve tabiata yönlendiren bir program yapmıştık. Son olarak ta üzerinde çalıştığımız metni kabul ettirdik ve okuttuk. Gençlere rol verilmesini amaçlamıştık ve Gençlerin dikkatini çekmeyi amaçlamıştık, başarılı olduk.

Son iki yıldır Daha Yeşil Bir Dünya İçin Gençlik Platformu olarak çalışmalarımıza ve temaslarımıza devam ettik. Amacımıza uygun geziler, eğitimler, çalıştaylar, gençlik buluşmaları, yurtdışı programları yaptık. Platforma üye STK ve gençlere fırsatlar sunmaya ve daha yeşil bir dünya için karınca misali çalışmalarımıza devam ettik.

Çin’in Ordos Şehrinde yapılan BM Çölleşme İle Mücadele 13. Taraflar Konferansı (UNCCD COP13)’nda tüm tarafların desteğiyle Gençlik Formu yapıldı. Gençlik Formu dünyanın her bölgesinden davet edilen gençlerle “Daha Yeşil Bir Gelecek İçin İşbirliği Ve Gelecek Kuşaklar İçin Fırsatlar” temasıyla yapıldı. Programa Türkiye’den bir temsilci de katıldı. Programda UNCCD Genel Sekreteri Monique Barbut; “Cesaretli olursak sıkı çalışma ve vizyoner bir bakışla arazi tahribatını azaltabiliriz.” dedi. Okunan sonuç deklarasyonunda özet olarak; gençlere toprağımız için daha fazla fırsat ve görev verilmelidir, denilmiştir.


Sonuç olarak Daha Yeşil Bir Dünya İçin Gençlik Platformu olarak görev gücümüze devam edeceğiz. Toprağımız ve tabiatımız için daha fazla genç, daha fazla işler yapmalıdır.


Dünyayı İklim Değişikliğinden Kurtarmak İçin “Teknolojik Ağaç” Üretildi.

Nature dergisinde yayınlanan ve 60’tan fazla bilim insanı tarafından imzalanmış olan makalede uzmanlar dünyanın küresel iklim değişikliğiyle mücadele edebilmek için gereken adımları atılması için sadece üç senesi olduğunu söylüyor. Makaleyi imzalayanlar arasında Pennsylvania State Üniversitesi’nden Michael Mann, eski Meksika Devlet Başkanı Felipe Calderon, eski İrlanda Devlet Başkanı Mary Robinson ve Unilever Yönetim Kurulu Başkanı Paul Polman gibi isimler bulunuyor. Kırsal bölgeden şehirlere kadar çözüm yolları ve kırsal insanın ile teknoloji içinde yaşayanın kabul edeceği çözümler sıralanmış.

Sıcaklık Artıyor Ekosistemler Çöküyor
Makalede dünya liderlerine çağrı yaparak kutuplardaki deniz üstündeki buz tabakalarının yok olduğunu ve aşırı sıcaktan mercan kayalıklarının öldüğünü hatırlatarak ekosistemlerin tamamının çöktüğünü belirtiyor. Buna ek olarak Grönland ve Antarktika’da da büyük parçalar halinde buz tabakası kaybı yaşandığına dikkat çekiliyor. Uzmanlar, eğer emisyon salımları bu şekilde devam ederse 4 ila 26 yıl arasında Paris İklim Değişikliği Anlaşması’nın 1,5 – 2 derecelik sıcaklık artış hedefi boşa çıkabilir.

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) eski İdari Sekreteri Christiana Figueres, emisyon değerlerinin 2020 yılından itibaren düşmeye başlaması gerektiğini bunun siyasetten çok bir fizik yasaları meselesi olduğu uyarısını yaptı ve böylece siyasetçilerin konuyu önemsemesi gerektiğine vurgu yaptı.

“Gezegenimizi İhya Edelim”
Makalede ABD başkanı Donald Trump’ın aksine karar alırken bilimsel verileri kılavuz alma çağrısı yapılıyor. Bu çağrıya saygı duyulası bir cevap veren lider olarak da Trump’ın “ABD’yi Tekrar Büyük Yapın” sloganına nazire yapıp “Gezegeni Tekrar Büyük Yapın” sloganıyla icraata geçen Fransa’nın yeni devlet başkanı Emmanuel Macron’un iklim konusunda araştırmalar yapan bilim adamlarına Paris Anlaşması’na yönelik hızlandırılması için Fransa’ya yardım etmeleri için davet etmesi örnek gösteriliyor.

Son olarak İklim Değişikliği konusunda makalede karamsarlığa kapılmamak gerektiği, eğer gerekli adımlar atılırsa Paris hedeflerinin ulaşılmasının mümkün olduğu belirtiliyor.


Hava kirliliğine çözüm: Şehir ağaçları ve Şehir Ormanları
Büyük şehirlerdeki hava kirliliği ve buna bağlı düşük hava kalitesi astım gibi kronik hastalıkları tetiklerken, gündelik rutinde zaman geçirmeyi zorlaştırıyor. Buna en basit ve en doğal çözüm yeşil alanlar yaratmak olarak gözükse de bu yeşil alanlar büyük şehirlerde çoğunlukla konut projelerine dönüşüyor. Böylesi konut projelerinin çoğalması hava kirliliğini daha da artırıyor. Bu sorunu gören bir firma tarafından geliştirilen ve doğanın gücüyle “nesnelerin interneti” (IoT) teknolojisini bir araya getiren şehir ağaçları (CityTree) Green City Solutions adlı proje büyüyen şehirlere bir çözüm alternatifi haline gelmiş.

Projeyle yosun kültürü ile kaplı olan, 3 buçuk metrelik dikey bir alanı işgal eden 275 ağaç kapasitesinde toz, azot oksit ve karbondioksit temizleyebilen teknolojik bir ‘ağaç’ tasarlanmış. Normal ağaçlardan daha fazla yaprak alanına sahip olduğu için seçilen yosun kültürleri, ağaçlardan çok daha kirletici yakalama kapasitesine de sahip. Şehir ağaçları 50 metrelik bir alanın hava kalitesini arttırabiliyor ve aynı zamanda bir pano ve reklam alanı veya kısa menzilli ve kablosuz bir iletişim yöntemi olan ” Yakın Alan İletişimi” (NFC) için de kullanılabiliyor.

Kendi enerjisini güneşten sağlayan şehir ağacı, yağmur suyunu toplayıp otomatik olarak kendini sulayabiliyor. Green City Solutions şimdiye kadar 20 adet “ağacı” Oslo, Paris, Brüksel ve Hong Kong gibi şehirlerde kurmuş. Uzmanlar şehir ağaçlarının her ne kadar yeşil alanların yerini tutmasa da, bu halihazırda beton ormanı bölgelere yeni bir soluk getirebilecek be hava kirliliğinin etkisini azaltabilecek yaratıcı bir çözüm olarak görüyor.


Yunanistan (Selanik) Yazıları

Selanik (Yunanca: Θεσσαλονίκη / Thesaloniki, Osmanlı Türkçesi: سلانیك), Yunanistan'ın ikinci büyük kenti[1] ve Yunan Makedonyası bölgesinin yönetim merkezidir.

Birçok medeniyetin beşiği Yunanistan’ın başkenti Atina’daki ünlü Acropol, Stadyum, Zeus Tapınağı, Hadriyanus Kapısı gibi yerlerle kendinizi tarihin kucağına bırakıyorsunuz. Parlamento Binası, Pire Limanı ise Atina’da diğer görülebilecekler arasında. Selanik . duygusal bağımız olan bir Yunan kenti. Selanik şehir turu sırasında öncelikle ve heyecanla gezilebilecek ilk yer, şimdi müze haline getirilmiş olan Atatürk’ün doğduğu ev. Aya Dimitri Kilisesi, fuar alanı, Televizyon Kulesi, Kordon boyu ve Beyaz Kule Selanik’te gezilebilecek yerler. Olimpos dağlarının sarıp sarmaladığı yerlerden geçerken ise kendinizi bir masal diyarında hissedebilirsiniz. Yunanistan turu sırasında görülebilecek bir diğer yer ise şirin bir kıyı kenti olan Kavala. Burada Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın evi ve imarethanesini gezebilir, balık ziyafeti çekebilirsiniz. Selanik'in nüfusu 363.987 yakındır ve coğrafî koordinatları 40°38′ kuzey enlemi ve 22°58′ doğu boylamındadır. Önemli turistik ziyaret yerleri Beyaz Kule, Arkeoloji Müzesi Ve Atatürk'ün doğduğu evdir.

Kent M.Ö. 315 yılında Makedonya kralı Cassander tarafından bugünkü Thermi'de kurulmuştur. Makedonya Krallığının özerk bir bölümüydü. Makedonya Krallığı'nın Yıkılmasından sonra, şehir M.Ö. 168yılında Roma Cumhuriyeti'nin egemenliği altına girmiştir. Egnatia Yolu üzerinde bulunan şehir, Avrupa ve Asya arası ticarette önemli bir merkez haline gelmiştir. Şehrin Ekonomik önemi 12. yüzyıla kadar devam etmiştir. Şehir 1204 yılında, başkent Konstantinopolis Dördüncü Haçlı Seferi sırasında işgal edilince Bizans'ın elinden çıkmıştır. Selanik ve çevresi kurulan Latin İmparatorluğu'nun en büyük tımar bölgesi durumuna gelmiştir. Şehir 1246 yılında Bizans tarafından tekrar geri alınmıştır.

Osmanlı dönemi : Selanik 1430 tarihinde padişah II. Murat'ın yönettiği bir Osmanlı ordusu tarafından fethedildi. 15. yüzyıl boyunca kente Anadolu'dan getirilen çok sayıda Türk yerleşti. 1492 yılında Osmanlılar İspanya'dan kovulan Sefarad Yahudilere kapılarını açtıklarında Selanik Yahudilerin yerleşmek için en fazla tercih ettikleri şehir oldu. Selanik 500 yıla yakın bir süre boyunca bir Osmanlı şehri olarak kaldı. Çeşit çeşit Hıristiyan, Yahudi ve Müslüman toplumların hep birlikte uyum içinde yaşadığı önemli bir kültür ve ekonomi merkezi haline geldi. Selanik'teki üç ana etnik grup olan Türk, Yunan ve Yahudilerin nüfus değişimleri. (1500-1950) 17. yüzyılda Sabetay Sevi tarafında başlatılan Sabetayizm hareketi Selanik'teki Yahudiler arasında çok rağbet buldu. Sabetay Sevi'yi izleyerek Müslüman olan Yahudiler Selânik'te Osmanlı Devleti'nin yenileşme çabalarına büyük katkılarda bulundular. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk 1881 yılında Selanik'te doğdu

Jöntürk hareketi büyük ölçüde Selanik'te gelişti. Osmanlı padişahı II. Abdülhamit Han tahttan indirildikten sonra 1909 yılında Selanik'e sürgüne gönderildi. Fakat Selanik 3 yıl sonra Balkan Savaşları sırasında Yunanlıların eline geçince İstanbul'a geri gönderilmek zorunda kaldı.
Osmanlı Devleti'nin İstanbul'dan sonra 2. büyük kenti olan Selanik, Balkan Savaşları sırasında, 9 Kasım 1912'de merkezden destek alamayan ve panik içinde dağılan Osmanlı Ordusu'nun direnişinin mümkün olmayacağını düşünen garnizon komutanı Tahsin Paşa Yunan Ordusu'na hiç bir direniş göstermeden şehri teslim etmiştir. Şehirde bulunan 25.000 kişilik Osmanlı Ordusu'nun direniş göstermeden teslim olması halkta büyük bir şaşkınlık ve panik ortaya çıkarmış ve binlerce Müslüman Osmanlı vatandaşı Yunanlılar tarafından katledilmiştir. 1800'lü yılların sonları ve 1900'lü yılların başlarında Selanik şehrin etnik yapısı:

Yunanistan dönemi Selanik 1916

09 kasım 1912'de Balkan Savaşları sonunda 25.000 kişilik Osmanlı Ordusunun direniş göstermeksizin teslim olması neticesinde şehir Yunanistan yönetimine geçti. Osmanlı orduları, şehri Yunan çetelerine savaşmadan, ancak şehirdeki Türklerin can güvenliğinin sağlanması ve Tütün Reji imtiyazının devamı koşuluyla bıraktılar. Osmanlı Ordusu'nun Selanik'te bulunan kuvvetleri de silahlarını Yunan çetelerine teslim ettiler. Ancak Yunan çeteleri şehri teslim aldıkları günün gecesi kentte yaşayan pekçok Türkü, aralarında Osmanlı askerleri de bulunmak üzere katletmişlerdir. Şehrin simgesi olan Osmanlıların inşa ettiği Beyaz Kule sembolik bir vaftiz işleminden geçerek beyaza boyandı. O günden beri Beyaz Kule adıyla anılan bu yapının beyaz boyaları zamanla aşınıma uğradı ve eski rengini tekrar kazandı.

1917 yılında çıkan büyük bir yangın şehrin Türk bölgesini neredeyse tamamen yok etti. 1924 nüfus mübadelesi sonunda şehirde geride kalan bütün Türkler Türkiye'ye göç etmek zorunda bırakıldı ve Anadolu'dan gelen Rum göçmenler giden Türklerin yerini aldı. Kısa bir süre içinde şehrin nüfus yapısı tamamen değişti. Yunanlılar Selanik'te azınlıktayken kısa bir süre içinde ezici bir çoğunluk haline geldiler. Böylece Selanik'in Osmanlı-Türk kültüründe oynadığı rol son bulmuş oldu. Atatürk 10. Yıl Nutku'nda "Keşke Selanik'i de misak-ı milli sınırları içerisine alabilseydik" diyerek kentin Türkler için önemini vurgulamıştır.

Kısa bir süre içinde camilerin minareleri yıkıldı. Bazı cami ve sinagoglar kiliseye çevrildi. Eski Osmanlı evleri bakımsızlıktan yok oldu. Kentin geçmişiyle bağlantısı kesilerek (!) bir Avrupa şehri haline getirildi.
II. Dünya Savaşında neredeyse tüm Sefarad Yahudi cemaati (50.000 kişi) Alman Nazi işgalcileri tarafından Nazi toplama kamplarına yollanıp öldürüldü. Böylece Osmanlıdan kalma son eski ve köklü bir cemaat yok edilmiş oldu.

Selanik, 1997'de Avrupa kültür başkenti seçildi.
Selanik.. Atatürk’ün doğduğu, 1911 yılına kadar aralıklarla yaşadığı ve çok sevdiği şehir. Hemen hemen pek çok Türk’ün yaptığı gibi biz de önce Atatürk Evi’ni (“Bir ulusun geleceğinin doğduğu yer” yazıyor tanıtım kitapçığında) görmeye gidiyoruz. Hani o pembe boyalı üç katlı ev... Atatürk’ün “Vatan ve Hürriyet Cemiyeti”nin birçok toplantısını yaptığı ev. Şu anda Selanik'in Aghiou Dimitriou ve Apostolou Pavlou Caddelerinin kesiştiği noktada ve Türk Konsolosluğu’yla aynı bahçe içinde.

Selanik Belediyesi, 4 Kasım 1933’te Cumhuriyet'in Onuncu yıl dönümü dolayısıyla, Türk-Yunan dostluğunun bir hatırası olarak, bu evin duvarına bir plaka yerleştirmiştir. Üzerinde Türkçe, Yunanca ve Fransızca olarak şu yazılıdır; 
"Türk milletinin büyük müceddidi (yenilikçisi) ve Balkan ittihadının (birliğinin) müzahiri (mimarı) GAZİ MUSTAFA KEMAL burada dünyaya gelmiştir. İş bu levha Türkiye Cumhuriyetinin onuncu yıldönümü münasebetiyle konulmuştur. Selanik, 29 Birinciteşrin (Ekim) 1933"

1912’de 1.Balkan Savaşı’nda Selanik’in kaybedilmesinin ardından Atatürk bir daha dönememiş bu şehre. Ailesi ise oradan taşındıktan sonra Yunanlı bir aile evde oturmuş ama Selanik Belediyesi evi satın alarak Atatürk’e hediye etmeye karar vererek 1937 yılında Selanik Başkonsolosluğu’na anahtarlarını vermiştir. Bu tarihten sonra ev onarılarak tekrar pembeye boyanmıştır. 2.Dünya Savaşı sonrasında tekrar onarım görmüş ve 1953 yılında “Atatürk Evi Müzesi” olarak açılmış.

Evin içinde Dolmabahçe ve Topkapı Saraylarından götürülen bir Türk evini canlandıran eşyalar yerleştirilmiş. Tabi ki Atatürk’ün kullandıkları değil. Ama bazı özel eşyaları sergileniyor. Bunun dışında okul karneleri duvarlarda asılı.

Evden çıktıktan sonra Selanik sokaklarında dolaşmaya gidiyoruz. Rehberimiz 79 yaşında -kendi deyimiyle- doğma büyüme Kadıköy’lü Hristo Bey. Aramızda tek Yunanca bilen ve yaşına rağmen çok hareketli çok çoşkulu. Yol boyunca Gençlik Marşı, Onuncu yıl Marşı’ndan eski şarkılara kadar geniş bir repertuarla şarkılar, marşlar söyledi. Ama yine de korkmuyor değiliz. Ya rehbere birşey olursa, kalırız buralarda diye.. Aslında Selanik de kalabilirdik de.. Öyle güzel bir şehir ki.. Deniz kıyısında kilometrelerce geniş bir sahili var. Ege Denizi’ne bir de bu yakadan bakıyoruz uzun uzun. Sahil boyunca ve ara sokaklarda kapının önüne koltuklarını atmış çok şık kafeler var. Ve sanırım Yunanlılar hiç çalışmıyorlar. Sürekli bu kafelerde oturuyorlar. Her zaman kalabalık...

Deniz kıyısında “Beyaz Kule” var. Atatürk de arkadaşlarıyla burada buluşur, yemek yermiş..

Neo-klasik tarzı binalar, tertemiz caddeler ve deniziyle bu şehir gerçekten insanın içini ısıtıyor. Biz Selanik diyoruz, Yunanlılar ısrarla Thessaloniki diyorlar. Nasıl ki, onlar ısrarla Constantinopolis dediklerinde bizim de aynı ısrarla İstanbul dememiz gibi. Bir türlü kabul edemiyoruz galiba, artık o şehrin bizim olmadığını. Şimdi Selanik'e bakıp, hüzün duymamamız mümkün değilse, onlar için de İstanbul aynı duyguları uyandırıyor olsa gerek.

Gerçekten de Selanik, öyle güzel ki, içten içe içimi de acıtıyor. Benim kalbim Selanik'te kaldı... Keşke bir kere daha gidebilsem, yaşayabilsem Selanik’i... (Selanik’04)

Osmanlı Döneminde Selanik
Selanik'in simgesi Beyaz KuleSelanik 1430 tarihinde padişah II. Murat'ın yönettiği bir Osmanlı ordusu tarafından fethedildi. 15. yüzyıl boyunca kente Anadolu'dan getirilen çok sayıda Türk yerleşti. 1492 yılında Osmanlılar İspanya'dan kovulan Sefardi Yahudilere kapılarını açtıklarında Selanik Yahudilerin yerleşmek için en fazla tercih ettikleri şehir oldu. Selanik 500 yıla yakın bir süre boyunca bir Osmanlı şehri olarak kaldı. Çeşit çeşit Hristiyan, Yahudi ve Müslüman toplumların hep birlikte uyum içinde yaşadığı önemli bir kültür ve ekonomi merkezi haline geldi.

17. yüzyılda Sabetay Sevi tarafında başlatılan Sabetayizm hareketi Selanik'teki Yahudiler arasında çok rağbet buldu. Sabetay Sevi'yi izleyerek Müslüman olan Yahudiler Selanik'te Osmanlı Devleti'nin yenileşme çabalarına büyük katkılarda bulundular. Jöntürk hareketi büyük ölçüde Selanik'te gelişti. Osmanlı padişahı II. Abdülhamit tahttan indirildikten sonra 1909 yılında Selanik'e sürgüne gönderildi. Fakat 3 yıl sonra Selanik Yunanlıların eline geçince İstanbul'a geri gönderilmek zorunda kaldı.

Yunanistan Döneminde Selanik
20. yy. başları, balıkçı iskelesi ve Beyaz Kule1912'de Balkan Savaşları sonunda şehir Yunanistan yönetimine geçti. Osmanlı orduları, şehri Yunan çetelerine savaşmadan, ancak şehirdeki Türklerin can güvenliğinin sağlanması koşuluyla bıraktılar. Osmanlı Ordusu'nun Selanik'te bulunan kuvvetleri de silahlarını Yunan çetelerine teslim ettiler. Ancak Yunan çeteleri şehri teslim aldıkları günün gecesi kentte yaşayan pekçok Türkü, aralarında Osmanlı askerleri de bulunmak üzere katletmişlerdir. Şehrin simgesi olan Osmanlıların inşa ettiği Beyaz Kule sembolik bir vaftiz işleminden geçerek beyaza boyandı. O günden beri Beyaz Kule adıyla anılan bu yapının beyaz boyaları zamanla aşınıma uğradı ve eski rengini tekrar kazandı.

1917 yılında çıkan büyük bir yangın şehrin Türk bölgesini neredeyse tamamen yok etti. 1924 nüfus mübadelesi sonunda şehirde geride kalan bütün Türkler Türkiye'ye göç etmek zorunda bırakıldı ve Anadolu'dan gelen Rum göçmenler giden Türklerin yerini aldı. Kısa bir süre içinde şehrin nüfus yapısı tamamen değişti. Yunanlılar Selanik'te azınlıktayken kısa bir süre içinde ezici bir çoğunluk haline geldiler. Böylece Selanik'in Osmanlı-Türk kültüründe oynadığı rol son bulmuş oldu. Atatürk 10. Yıl Nutku'nda "Keşke Selanik'i de misak-ı milli sınırları içerisine alabilseydik" diyerek kentin Türkler için önemini vurgulamıştır.

Selanik'te Osmanlı döneminden kalma bir sokakİkinci Dünya Savaşında neredeyse tüm Yahudi cemaati (50.000 kişi) Alman Nazi işgalcileri tarafından Nazi toplama kamplarına yollanıp yok edildi. Böylece Osmanlı döneminde şehirin kültürel mozayiğini oluşturan bir diğer unsur da yok edilmiş oldu. Kısa bir süre içinde camilerin minareleri yıkıldı. Bazı cami ve sinagoglar kiliseye çevrildi. Eski Osmanlı evleri bakımsızlıktan yok oldu. Kentin geçmişiyle bağlantısı kesilerek modern bir Avrupa şehri haline getirildi.

Selanik, 1997'de Avrupa kültür başkenti seçildi.
Beyaz Kule'ye giden bir sokak.

20 Kasım 2017

İklim Zirvesi(COP23) Bitmişken

Pasifik ülkesi ve resifleri ile ünlü bir adalar (322 ada) ülkesi olan Fiji başkanlığında bir İklim Değişikliği Taraflar Konferansı daha nihayete erdi. Türkiye Paris İklim Değişikliği anlaşmasının yürürlüğe gireceği 2020’de yapılacak İklim zirvesi (COP26) ‘ya aday olduğunu hatırlatırım. Bir önceki yazımızı okumanızı tavsiye ederim.

Türkiye kamuoyuna ‘Türkiye Rest Çekti’ diye haber yayımlanırken sonuna kadar müzakere etmemiz gerektiğini belirtmemiz gerekir, rest haberleri biraz abartı gibi.. Zira İklim Değişikliği Zirvesinde konuşulan konular rest çekilemeyecek kadar önemlidir. Müzakere konusunda ufaktan eğitimler arttırılmaya başlanmalıdır. Müzakere Teknikleri Eğitimi Akademisi kurulmalı ve artan rolümüze katkı vermeye hazırlanmalıdır. Müzakere ekibi, iklim zirvesine katılan her kurum temsilcisini, STK’yı ve uzmanı müzakerelerde yeteri kadar kullanamıyor. Müzakere ekibimiz daha güçlü olmalıdır. Diğer yandan ülke kamuoyumuz iklim, çölleşme ve biyoçeşitlilik müzakerelerine pek duyarsız kalıyor. Bunun en önemli nedenlerinden birisi bu konuda gazetecilerin azlığıdır. Bu konuları takip eden uzman gazeteciler yetiştirilmelidir. Günün fosili hikayeleri bizim eksikliğimiz.

Çevre ve Şehircilik Bakanımız Mehmet Özhaseki ile dönem başkanlığını yürüten Fiji Başbakanı Frank Bainimarama ile bir araya geldi ve oldukça sıcak görünen bir ikili görüşme yaptılar. Bakanımız Konuşmasında; Ülkemizin Kalkınmış ülke listesinden kalkınmakta olan ülke listesine alınmamız gerektiği ve böylece fonlardan faydalanma imkanının verilmesi ve emisyon taahhüdünden muafiyet sağlanması gerektiği ifade edilmiştir.

Yeşil İklim Fonuna kisi başı en büyük katkıyı yapan ülkeyiz fakat henüz yeteri kadar faydalanamıyoruz. Bu fonlardan faydalanma önündeki amacımıza Almanya gayet epey katkı verdi. Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri üzerinde de çalışan ülkemiz 13. Hedef olan İklim Eylemi üzerinde çalışmalarına devam ediyor.
Iklim Değişikliği ile Mücadele için sadece Yeşil İklim Fonu olmadığını ifade edelim. İklim Uyum Fonu, Küresel Çevre Fonu, İklim Yatırımları Fonu, Dünya Bankası ve Birleşmiş Milletlerin çeşitli organları ile ülkemize çeşitli fonlar geliyor. Fakat bu fonları yani parayı pek değerlendiremediğimiz ve projeyle hesaptan çekemediğimiz için gerigidiyor. Halbuki projeler yazıp bu para kaynaklarını hem ülkemizde hemde gönül coğrafyamızda kullanırız. Gönül coğrafyası derken iklim zirvesinde taleplerimize karşı çıkan ve daha çok ada devletleri ve Afrika devletlerine sahip çıkan ‘G77+Çin Grubu'nu ikna edersek kazanırız ve amacımıza ulaşırız. Çin Hükümetini ikna etmek pek mümkün değildir. 


Foto 1. Fiji Adaları Pasifik Okyanusunda 322 adadan oluşur.

Dünya’dan Kısa Haberler
Avrupa Rüzgâr Enerjisi Birliği, WindEurope tarafından açıklanan verilere göre 28 Ekim 2017, Cumartesi günü Avrupa'nın elektrik talebinin yüzde 24,6'sı rüzgar enerjisinden sağlandı. Türkiye Elektrik İletim A.Ş. (TEİAŞ) verilerine göre Türkiye'de şimdiye kadar toplam üretimde rüzgâr enerjisinin payı yüzde 16,6'lık en yüksek noktasına 5 Ağustos 2016 günü ulaşmıştı.

Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) 2017'nin şimdiye kadar kaydedilen en sıcak ikinci yıl olabileceğini açıkladı. 2016'nın El Niño etkisi ile en sıcak yıl olarak kayda geçtiği hatırlatılmaktadır.

Arnavutluk geçen sene ağaç kesmeyi yasakladı. Yeni Zelanda’nın yeni başbakanı benzer şekilde ağaç kesmeyi yasaklıyor. Belçika kömür santrallerini kapatırken, Oslo, Hamburg gibi kentler otomobil girişini yasaklıyor, Hollanda gibi içten yanmalı motorların alım satımını engelleyecek kararlar alan, ayrıca planlara başlayan ülkeler ve kentler var. İtalya Kömürden Çıkış Planını açıkladı ve buna göre kömür santrallerini 2025’e kadar kapatacağını, enerjiden kaynaklanan emisyonların %39’unun azaltılacağını açıkladı. Almanya’da 52 Şirket ortak bir deklarasyonla Merkel yönetimine İklim Eylemini Yükselt çağrısı yaptı. İngiltere ve Kanada'nın başını çektiği 25 ülke, eyalet ve şehir iklim değişikliğiyle mücadele için kömür tüketimine karşı bir ittifak oluşturdu.

Sonuç Olarak
Paris İklim Değişikliği Anlaşmasının Kural kitabı bir sonraki zirveye kadar hazırlanamayacağı öngörülünce ara bir zirve yapılmasına karar verildi.  Diğer yandan COP24 gelecek yıl Polonya’nın Katowice kentinde gerçekleşecek. O gün de bunların aynısını konuşacağız sanırım. Bu arada birçok ülke “Kömürden Çıkma Senaryoları” açıklamaya başladı.

Paris İklim Değişikliği Anlaşması’nın özellikle özel sektöre sunduğu fırsatlar kaçmaya başladı. Özel Sektör hukukçuları ve iş geliştirme uzmanları harıl harıl Paris İklim Değişikliği Anlaşması metni üzerinden çalışmalara yoğunlaşmalıdır. Bu konudaki fuarları kaçırmamalıdır.

12 Kasım 2017

İklim Zirvesi (COP23) Bonn’da Başlarken

İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 23. Taraflar Konferansı (UNFCCC COP 23) FIJI adına Almanya- Bonn’da başladı. Konferans 6-17 Kasım 2017 tarihlerinde devam edecek. Fiji Adaları başkanlığında Bonn şehri; Taraflar Toplantısı (#COP 23), Kyoto Protokolü Taraflarının Toplantısı (#CMP 13) ve Paris Anlaşması Taraflarının Toplantısı (#CMA 1-2) başta olmak üzere yan etkinlikler ve taraflar konferansı altında onlarca toplantıya ev sahipliği edecek.

Toplantıya yaklaşık 25 bin kişinin katılması bekleniyor. İklim Zirvesi ulaşım ve lojistik imkânlarından dolayı Fiji Adaları adına Almanya’nın eski başkenti Bonn’da yapılmasına karar verilmişti. Almanya, iki haftalık İklim Zirvesi’nin mümkün olduğunca çevre dostu olacağını; bisiklet filosu ve elektrikli otobüsler ile ulaşım sağlanacağı, yarım milyon plastik bardak tasarrufu sağlamak için her katılımcıya musluk suyu ile doldurulabilecek bir şişe verileceği; bundan sonra yenilenebilir enerji projelerine daha fazla yatırım yapıldığını açıkladı.

İklim zirvesinin en önemli konusu Yeşil İklim Fonu olduğunu söylemek mümkündür. Ulusal olarak belirlenecek Finansal Katkıların özellikleri de dâhil olmak üzere, iklim değişikliğinin etkilerini hafifletme ile ilgili daha fazla rehberlik (NDCs) ve iklim değişikliğine uyum konuları üzerinde müzakereler devam edecek. Paris Sözleşmesinin 6. Maddesi ile ilgili konular (kooperatif yaklaşımları) ve Paris Anlaşmasının uygulanmasına ilişkin diğer hususlar müzakere edilecek. Diğer yandan Fiji Adaları başkanlığında yapılan toplantıda, iklim değişikliğinin ada ülkelerine vereceği zarara dikkat çekileceği umuluyor.

"Paris kural kitabı" ile ilgili çalışmalara ek olarak kapasite geliştirme, cinsiyet, kayıp ve hasar dâhil olmak üzere Sözleşme ve Protokol'ün uygulanmasına ilişkin düzenli gündem maddelerini alacak. Diğer yandan yerel halkların platformu, STK’lar ve gençler(COY13) kendi organizasyonlarında görüşmeler yapacaklar.

Türkiye Hazırlıkları
Türkiye Heyeti bu sene 2 adet İklim Değişikliği Müzakereleri Değerlendirme Toplantısıyla epey bir hazırlık yaptı ve değerlendirmelerde bulundu. Paris Anlaşması ve müzakerelerin gidişatı üzerinde çalıştı. Birinci toplantıya katıldım ve gayet hazırlıkların yerinde olduğunu gördüm. Kamu, özel sektör, üniversite ve STK’ların Baş Müzakere Yardımcısı atayabilmesi kararı yerindeydi. Yeni İcra Direktörüyle temaslara önem verilmesi, yeni soluklu bir ülke grubunun oluşturulması, finans araçlarıyla iletişim, daha çok deneyimli hukukçuların müzakere ekibine dahil edilmesi, daha önceki protokolden elde edilen deneyimlerin Paris İklim Değişikliği Sözleşmesine atfedilmesi gibi konular üzerinde mutabık kalınmıştı.

Finans Desteği Araçlarından daha fazla faydalanmamız gerekliliği, mutlak emisyon taahhütleri verilme riskleri, iklim değişikliğine uyum süreci için alt yapı dönüşümlerinin gerekliliği üzerinde müzakere edildi. Türkiye’nin İklim Değişikliği Modeli; “Düşük Emisyon Sürdürülebilir Kalkınma” prensibi benimsenmesine karar verildi. Türkiye Paris Anlaşması'nı imzalamasına rağmen, henüz anlaşmayı ulusal meclisinde onaylamayan, dolayısıyla anlaşmanın yürürlüğe girmediği son 27 ülke arasında yer alıyor. Eğer Yeşil İklim Fonu’ndan faydalanma imkânı ülkemiz için doğarsa elbette Türkiye de Paris İklim Değişikliği Anlaşmasını onaylayacaktır.  Diğer yandan Cop23 başlarken açıklama yapan Suriye Heyeti anlaşmayı imzalayacağını duyurdu ve böylece imzalamayan sadece ABD kalacak(imzayı çekeceği duyrulmuştu).

Türkiye’nin Modeli; “Düşük Emisyon Sürdürülebilir Kalkınma”
Sonuç olarak Bilge Nesil Gençlik Bilişim Sanat Turizm Derneği (Daha Yeşil Bir Dünya İçin Gençlik Platformu üyesi) olarak Türkiye’nin İklim Değişikliği Modeli; “Düşük Emisyon Sürdürülebilir Kalkınma” prensibini destekliyoruz.  Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerine de böylece kalkınma çalışmalarımızda yer vermiş oluyoruz. Başmüzakereci Mehmet Emin Birpınar ve Müzakerelerin koordinatör kurumu Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü ile iletişim kurarak müzakerelerde gönüllü Baş Müzakere Yardımcısı atadığımızı beyan ettik. Başlayan konferansı takip ediyor (http://enb.iisd.org/climate/cop23/) ve iklim değişikliğine uyum sürecinde ülkemizin yanında olduğumuzu beyan ediyoruz.

Süleyman Çetin
Bilge Nesil Gençlik Bilişim Sanat Turizm Derneği
Çevre ve İklim Değişikliği Masası

2 Haziran 2017

Paris İklim Anlaşması'nda Hayal Kırıklığı, Donald Trump Reddetti!

ABD Başkanı Donald Trump Beyaz Saray'ın bahçesinden yaptığı açıklamada ülkesinin Paris İklim Anlaşması'ndan çekildiğini açıkladı.

COP21 Paris İklim Müzakelerini takip ettiğim ilk yazımda "
Kyoto Protokolü 1997’de COP3’te imzalandı. Kyoto Protokolü Sera gazı emisyonlarının %5 azaltılmasını hedefliyordu. Ancak ABD Senatosu imzalamadığı için 2004’e kadar yürürlüğe giremedi ve sonrasında da uygulanamadı. Kyoto’daki hayal kırıklığı, 2009 Kopenhag’daki COP15’te de devam etti. Bu yüzden COP21, iklim değişikliğiyle mücadele için son şans olarak görülüyor" diye yazmıştım.




ABD Başkanı Donald Trump yaptığı açıklama:
"Bugün itibariyle ABD olarak, üzerimizde acımasız finansal ve ekonomik yük yaratan ve herhangi bir bağlayıcılığı olmayan Paris İklim Sözleşmesi'nin tüm uygulamalarını sonlandırıyoruz. Mevcut anlaşmanın şartlarını yerine getirmek ABD için çok pahalıya mal olacak, "daha adil bir Paris Anlaşma" için çalışacağız." Dedi
"ABD vatandaşlarının refahını öncelemeyen bir anlaşmada yer alamayacaklarını" belirten Trump, sözleşmenin "başka devletlere fayda sağlamak için ABD'yi dezavantajlı konuma" ittiğini savundu.
Anlaşmanın imzacısı Çin ve Hindistan gibi devletlerin, hatta Avrupa Birliği'nin bile karbon salınımlarına devam ettiğini söyleyen Trump, ABD'nin çok ağır şartlara maruz kaldığının altını çizdi.
ABD Başkanı ayrıca Demokrat Parti ile masaya oturacağını ve Paris Anlaşması'ndan daha iyi bir seçenek için çalışacaklarını söyledi.
Süreç 2019'dan Önce Başlayamaz
BBC Washington muhabiri Anthony Zurcher, anlaşmadan çekilme kararının kolay uygulanamayacağını yazmış.
Zurcher, Trump'ın anlaşmadan imza çekme kararını tebliğ etse de, resmi sürecin bir sene sürdüğünü ve 2019 yılı Kasım ayına kadar başlayamayacağını söylüyor.
Bundan Sonra Ne Olacak?
Almanya'nın Bonn'dan yayın yapan medya kuruluşu Deutsche Welle (DW)'nin haberine göre Trump, ABD'nin anlaşmadan çıkma şartlarıyla ilgili henüz bir politika tercihinde bulunmadı. Başkan, yeni imzalanmış uluslararası anlaşmaların bekleme süresi olan üç buçuk yıl bekleyebilir.
Alternatif seçenek ise 1992 tarihli Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nden de çekilmek olabilir. Bu durumda ihbar tarihinden bir sene sonra ABD bu kurumdan ve işleyişinden tamamen ayrılmış olacak.
Yenilenebilir enerji üreten Amerikan şirketleri anlaşmadan çekilmeme yönünde görüş bildirmişti. İtalya'da geçen hafta yapılan G7 zirvesi sırasında önde gelen sanayi ülkelerinden altısının liderleri Trump'ı İklim Anlaşması'nın önemine ikna etmeye çalışmışlardı.

Türkiye'den Genç bir Çevre Mühendisi olarak ben ve oluşturduğumuz ekip ile katılmayı planladığımız ve bu konuda çalışmalar yaptığımız Kasım 2017'de yapılacak olan COP23Bonn oldukça sert geçeceğe benziyor.

Dünya'nın karbon salınımında ilk sıralarda olan ABD'nin anlaşmadan tamamen çekilmesiyle COP21 Paris Anlaşması'da hayal kırıklığına dönüşebilir.

AB ve Çin'den Ortak Açıklama, 
Obama'dan tepki Geldi
İklim değişikliğine en çok olumsuz etkide bulunan imzacılardan Çin ve AB'nin Trump'ın açıklaması üzerine ortak bir bildiri yayınlaması bekleniyor.
ABD eski Başkanı ve Paris Anlaşması'nı imzalayan Barack Obama, "Amerikan liderliğinin olmadığı, hatta mevcut yönetimin geleceği reddeden bir avuç ulusa katıldığı bir ortamda, eyaletlerimizin, şehirlerimizin ve şirketlerimizin gelecek nesilleri ve elimizdeki tek gezeni korumak için öne atılıp ellerinden geleni yapacaklarına güvenim tam" diye yazılı açıklamada bulundu. Dünya tepkili, taraflar tepkilerini dile getiriyorlar..
Kısaca Paris İklim Anlaşması Nedir?
İklim değişikliğini kontrol altına alma ve küresel ısınmayı önleme amacıyla Paris'te 2015 yılında varılan mutabakatı 197 taraf ülkeden 147'si imzalamıştı. Anlaşma ile atmosferdeki sera etkisiyle ısınmanın sanayi öncesi çağa kıyasla +2 derecenin altında tutulması konusunda uzlaşılmıştı.
Sözleşmenin sürpriz katılımcısı o güne kadar benzer anlaşmaları imzalamaktan kaçınan ve dünyanın en büyük karbon salınımı yapan ülkesi Çin olmuştu.
Anlaşmada imzası olan ülkeler, küresel sera gazı emisyonunu düşürmeyi hedefliyor. Bu adım, fosil yakıtların yanması sonucu oluşan karbon diyoksit gazının da azaltılması anlamına geliyor.
Süleyman ÇETİN – Çevre Mühendisi (suleymancetin@engineer.com)

 
xvalid home sitemap atom